Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) siyasetle iç içe oldukları gerçeğini hiç kimse inkâr edemez. Her STK’nın yakın durduğu siyasi bir görüşü ve bir partisi vardır.
Sivil toplum örgütleri adı altında toplantılar düzenleyenlere bakıyorsunuz, yüzde 80’i, 90’ı memurlardan, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerden oluşuyor.
Sözde, STK’lara ait organizeleri gerçekleştirenlerin hemen hepsi memur veya kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerden oluşmakta. Aslında, memurların ve işçilerin siyasetle iç-içe oldukları zaten bilinen bir gerçek. Geçmiş yıllardan günümüze kadar terfi, atama, ödül bekleyenler, hep aynı paralelden hareket etmektedirler.
Ben, memurların ve işçilerin siyaset yapmalarına karşı değilim. Zaten memurların da, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerin de yüzde 70’i, 80’i siyasetin içindedirler. Seçimlerde, aday adayı veya aday olanlara bakınız. Büyük bölümü memurlardan oluşmuyor mu. Önce aday adayı veya aday oluyorlar, kazanmayınca da görevleri başına geri dönüyorlar!
Amma şu da var ki iktidara yakın olanlara, bir şey diyen olmaz, kazanmasa dahi, en azından yerini garanti etmiş olur. Hatta partili olduğun için terfi ettirilir. Bu durumun bir hayli örnekleri var. İktidara karşı bir oluşum içinde siyaset yapanlar ise ölümlerden ölüm beğensinler. İşte, olmaması gereken budur!
Keşke, memurların ve işçilerin serbest siyaset yapmalarına yönelik bir yasa çıkarılsa da, zaten siyasetin içinde olan memur ve kamu işçileri, bunu daha aleni ve tescilli olarak yapsalar!