Fatih Arıtürk

DEPREM GERÇEĞİ VE SİİRT!

Fatih Arıtürk

25 Haziran 2021 Cuma günü gecesi saat 21:28’de Merkezi Bingöl’ün Kiğı ilçesi olarak açıklanan ve 5.3 şiddetinde olduğu saptanan deprem, çevre illerde olduğu gibi İlimizde ve Şehrimizde de kendisini hissettirdi. Paniğe yol açtı. Bilindiği gibi, Türkiye’nin 1. derece deprem riskli illeri arasında Siirt de yer almaktadır. Allah’a şükürler olsun, bugüne kadar Şehrimizde ve hatta İlimiz genelinde can ve mal kaybına yol açacak bir deprem yaşanmadı. İlimizin geçmişini irdelediğimizde de, önemli sayılacak bir deprem olayının yaşanmadığı anlaşılmaktadır. Yaşları 100’ü aşan hemşerilerimiz var. Onlar da, Siirt’te bugüne kadar ölümlü bir deprem olayının yaşandığını anımsamıyorlar. Hatta 100 yaşındaki bu büyüklerimiz, kendi dedelerinden de, Siirt’te can ve mal kaybına yol açan bir deprem olayı duyumunu almadıklarını söylemektedirler.

Peki, nasıl oluyor da, Siirt birinci derece riskli deprem kuşağına dahil iller arasında gösteriliyor. İşte, bizim asıl şaştığımız konu budur. Gerçi, tedbirli olmak açısından önemli bir ikazdır amma, bu durumu hangi bilgiler doğruluyor, bilemiyoruz.

Tabii, bu konunun uzmanları vardır. Adına

FAY HATTI

denilen bir hattın mevcut olduğu ve bu fay hattının üzerinde bulunan illerin riskli iler oldukları belirtilmektedir. Bilimle ilgili tespitleri inkâr edemeyiz. Çağımız, bilgi çağıdır. Teknoloji gerçekten çok gelişmiştir. Deprem varsa, depreme karşı alınacak önlemler de mevcuttur. Bundan dolayıdır ki, Japonya gibi deprem ülkelerinde 8-9 şiddetinde depremlerde bile ölen tek insan, yıkılan tek bina olmuyor.

Siirt, gerçekten birinci derecede deprem riski taşıyorsa

(ki bilimin ışığında söylenen budur)

o zaman, bugüne kadar ölümlere ve büyük yıkımlara yol açan bir deprem yaşanmadı diye tedbiri elden bırakmak olmaz. Bilhassa, Şehrin eski kesiminde

(Allah

Korusun)

7 şiddetinde muhtemel bir depremde taş üstüne taş kalmayacaktır. Ölen ve yaralananların sayıları da buna göre yüksek olur. Bu açıdan, Şehrin eski kesimin bir an evvel ve mutlaka masaya yatırılması gerekir. Çünkü bu kesimdeki evlerin büyük çoğunluğu zaten

MAİL-İ İNHİDAM olarak nitelendirilen YIKILMAYA MEYİLLİ cas yapılardır.

Henüz bir facia yaşanmadan, Siirt’in eski kesimi mutlaka, ama mutlaka ele alınmalıdır.

Şehrin yeni kesimine gelince, bu kesimdeki binaların da pek sağlam oldukları inancında değiliz. Müteahhit işi yapılan binaların eksik demir, eksik çimento gibi sorunları olduğu, birçok binanın, duvarlarının çatladığı bilinen gerçeklerdendir. Deprem riskine karşı dayanıklı olup olmadıkları yapılacak testlerle rahatlıkla ortaya konulabilir.

Hem unutmayalım ki Deprem değil, çürük yapılar öldürür. Bu bakımdan, zamanı boş laflarla geçiştirmek yerine, özellikle çürük yapıların tespit edilerek yıktırılmaları  zorunludur. Hele, yapılan yeni inşaatların mutlaka, ama mutlaka ta temel hafriyatından başlanarak sürekli kontrol altında tutulmaları zorunluluktur. Zaten, bu zorunluluk yasalarımızda mevcuttur. Ancak, konunun yeterince takip edildiği inancında değiliz. İnşaatları denetleme şirketlerinin çalışmalarının da denetlenmesi gerektiğine inanıyoruz.

PANDEMİ olarak tanımlanan büyük bir afetin içindeyiz. Ama, depremin farklı bir boyutu var. Pandemi adım-adım, gelir ama, deprem bir anda gelerek yüreklerimizi ağzımıza getirir.

Mizahımızın piri olarak kabul edilen Nasrettin Hoca Merhuma mal edilen bir anekdot vardır. Oğluna bir testi vererek, çeşmeye gitmesini ve su doldurmasını isteyen Hoca, suratına okkalı tokat atarak:

-Dikkat et, testiyi kırmayasın, ha!

der!

O sırada, yanında olan dostu, sitem ederek:

-Hoca, çocuğa tokat atmak haksızlık değil mi! Testiyi kırmış değil ki, tokat atasın!

Hoca, bunun üzerine ibret alınması gereken şu cevabı verir:

-Testiyi kırdıktan sonra, tokat atmışsın ne anlamı var. Tokadı peşin atacaksın ki, aklı testide olsun. Kırmadan suyu doldurup, getirsin…

Nasrettin Hoca’ya mal edilen bu gibi anekdotlar okuyanları, dinleyenleri gülümsetse bile gerçekte çok önemli mesajlar içerirler. Bugünkü yorum yazımızda, Hocamızın bu anekdotundan yola çıkarak, deprem konusunda bazı gerçeklere dikkatleri çekeceğiz.

Günümüz Japonya’sında, alınan tedbirler sayesinde 9 şiddetindeki depremlerde bile ölen, yaralanan olmuyor. İnternetten gökdelenlerin sallandıklarını gösteren videoları izleyerek, bu gerçeği gözlerinizle görebilirsiniz! Demek oluyor ki, öldüren depremler değil, demirinden, çimentosundan çalınan, kalitesiz kumların kullanıldığı, statik hesabı yapılmadan gelişigüzel yükselen yapılar öldürücü olmaktadır.

Sözü dönüp dolaştırıp, Nasrettin Hoca merhumun testi anekdotuna getirelim. Adına devlet dediğimiz mekanizmanın ilgili kurum ve kuruluşları, inşaatlar yapılırken,  kontrolleri gerektiği gibi yapsalar, yaptığı inşaatın demirinden, çimentosundan çalan müteahhitlere okkalı tokat atsalar (yüksek ceza yazsalar) inanın ki, Japonya’da olduğu gibi, depremler bizde de öldürmezdi!

Evet, asla unutmamamız gereken bir husus var. Siirt, birinci derece deprem bölgesidir. Buna rağmen, İlimizde, depreme karşı alınmış hiçbir önlem olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Soruyoruz, Siirt için depremle ilgili alınmış önlemler varsa, ne olduğunu açıklar mısınız. Önemli olan, deprem sonrası değil, deprem öncesi alınması gereken önlemlerdir.

Yazarın Diğer Yazıları