Ayhan Mergen

KÜÇÜK YERLERDE YÖNETİCİ DEDİĞİN (1)

Ayhan Mergen

Şimdi ki adıyla Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesinde okuduğum yılları bir kenara bırakırsak hayatımın tümünü Siirt’te yani bu küçük memlekette geçirdim. Dolayısıyla gözlemlerimi ve deneyimlerimi burada edindim. Bir anlamda burası ve burası gibi küçük ölçekli yerleşim birimleri için geçerlidir.

Bu notu düştükten sonra yönetici kimdir, daha doğrusu nasıl olmalıdır? Bunu yukarıda belirttiğim gibi gözlemlerime dayanarak, ama şu kişi şu hatayı yaptı gibi bir anlayışla isim vermeden ele almaya çalışalım.

Küçük yerlerde hayat, büyük şehirlere nispeten daha durağan olduğu için olumlu ya da olumsuz yapılan davranışlar, söylenen sözler kısa sürede yayılır ve uzun yıllar unutulmaz. Bu durumda yöneticinin sorumluluğunu kat be kat arttırır.

Bu gerçek bir başka sonucu da karşımıza çıkarıyor. O da yöneticinin verdiği kararların arkasında durması gerçeğidir. Bir şeyi söylemeden, bir hareketi yapmadan ve bir kararı almadan önce üç defa düşündükten sonra harekete geçen yöneticilerin bunun arkasında durmaları zorunluluğu vardır. Hele-hele bu yönetici statüsü ne olursa olsun, bir devlet kurumunda yöneticilik yapıyorsa daha büyük bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Çünkü aynı zamanda kamu otoritesini temsil etme yönü de var.

Konumu ne olursa olsun, hatta ister özel sektör ya da sivil toplum örgütü ya da kamu sektörü olsun, yöneticilerin çevrelerini sararak adeta etten bir duvar ören, küçük olsun benim olsun zihniyetindeki kişilerin kuşatmasından hatta bir anlamda esaretinden kurtulması gerekiyor.  Çünkü bu çevreler kene gibi yapıştıkları yöneticilerin bütün dünyayı onların bakış açısıyla görmesi ve ona göre yönetmesini istiyorlar. Bunun için de her türlü yalanı sergilemekten, hileyi ortaya koymaktan çekinmezler.

Bundan kurtulmanın tek yolu da yöneticinin çevresindeki dar kadroyu sürekli kontrol altına alması, her zaman olmasa da zaman-zaman söylediklerini sorgulaması ve çevresini bu dar kadronun ötesinde geniş tutması gerekiyor.

Bununla birlikte her zaman halkın seviyesine inebilmeli, halkımızın o engin ferasetini unutmamalı ve samimi olmalıdır. Suni olan hareketler her zaman fark edilir ve fayda yerine de zarar getirir. Yani “Yapmış olmak” için hiçbir şey yapılmamalıdır.

Bu konuya yarın ki yazımızda devam edeceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları