Ahmet Arıtürk

MARİAM KAVAKÇI'NIN, HİLAFETLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFTEN HABERİ YOK MU!!!

Ahmet Arıtürk

Merve Kavakçı’nın kızı, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Danışmanı Mariam Kavakçı, sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşımda

(HALİFEMİZ

ERDOĞAN)

deyimini kullanmış. Gerçekte, dinimizde HALİFELİK diye bir makam yoktur.

Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun) bir hâdis-i şeriflerinde: “Hilafet, benden sonra 30 yıldır. Ondan sonra ACI BİR SALTANATA DÖNÜŞECEKTİR”

buyurmuşlardır. 30 yıllık süre Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hasan’ın (Allah onlardan razı olsun) dönemlerini kapsar. Ondan sonra unvanları halife olanların tümü sultandırlar.

Mustafa Kemal Paşa, Vatanı düşmanlardan kurtardıktan sonra

HALİFE, PADİŞAH VE BAŞKAN

OLMASI

yolunda yapılan bütün teklifleri elinin tersiyle itmiş,  Türkiye Cumhuriyetinin kurucu Cumhurbaşkanı olmak şerefiyle yetinmişti. Oysa isteseydi, kendisine yapılan

HALİFELİK, SALTANAT veya BAŞKANLIK

tekliflerini kabul eder ve rahatlıkla böyle bir makama otururdu.

Devrin büyük mutasavvıflarından

Şeyh Ahmet Sünusi Hazretleri

ile

Atatürk

arasında çok yakın bir ilişki vardı. Mustafa Kemal,

KUTSAL İSYANI

başlatırken

Şeyh Ahmet Sünusi

vaizleriyle açık destek vermişti. Şeyh Ahmet Sünusi Hazretlerinin Mustafa Kemal’i sevmesi ve desteklemesi sebepsiz değildi. Çünkü bir rüya görmüş ve o rüyanın etkisiyle

ATATÜRK’E

bağlanmıştı. Şeyh tarafından anlatılan ve rüyayı sadıka hükmünde olan şuydu:

Sünusi Hazretleri bir gece

Hz. Muhammed

’i

(O’na al ve

ashabına salat ve selam olsun)

rüyasında görmüştü.

Hz.  Muhammed,

Ahmet Sünusi’nin elini sol eliyle sıkınca, Ahmet Sünusi,

Hz. Muhammed’e,

Ey Allah’ın Resulü,

neden sağ elini uzatmadın?

diye sormuş

Hz.

Muhammed,

bu soruya

Sağ elimi Anadolu’da Mustafa Kemal’e uzattım

diye cevap vermişlerdi. Bu bakımdan Ahmet Sünusi Hazretleri, hilafet makamını Mustafa Kemal’e yakıştırmaktaydı.

Mustafa Kemal sultan ve halife olmak tekliflerini geri çevirmek yanında, Başkan olması yolunda yapılan teklifleri de reddetmiş ve bu konuda şöyle konuşmuştu:

“Amerika sistemini (ABD) memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz tarzda Reisicumhurlukla başvekaleti birleştirmeyi asla düşünmedim. Ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe biliniyor zannederim.”

Evet, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, halaskarı ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal

(ATATÜRK)

kendisine Halife, Sultan ve Başkan olmak yolundaki teklifleri elinin tersiyle itmişti. Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı olan cumhurbaşkanından hiç biri de

NE HİLAFETİ NE DE BAŞKANLIK sistemini gündeme taşımadı.

Merhum Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal’ın da Başkanlık sistemini istediği yolunda söylentiler varsa da, bu konuda kendisi tarafından verilmiş hiçbir beyanatı yoktur.

Sonuç itibarıyla

ATATÜRK’E

altın tepsi içinde sunulmuşken Hilafeti, Saltanatı ve Başkanlık sistemini elinin tersiyle itmiş olması, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamına yükselenler ve Başkanlık sistemini özümseyenler için yeterli bir uyarı olsa gerektir…

Oysa ATATÜRK

, Müslüman geçinen ve Yüce Dinimizi siyasete alet eden siyasilerden ve Devlet Adamlarından çok daha gerçekçi bir Müslüman’dır.

HİLAFETİ KALDIRMIŞ

OLMASI,

dine karşı olmasından değil,

YOBAZLIĞA VE DİN İSTİSMARINA KARŞI OLMASINDANDIR.

O’nu, her fırsatta dine karşı göstermek isteyenlere, Atatürk’ün İslâm diniyle ilgili görüşlerini sunarak, cevaplayalım. İşte, Atatürk’ün din ile ilgili söylemlerinden demetler:

*"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Din vardır ve lazımdır."

*

"Sonra, Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim."

*"Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır.

*Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur."

*"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun.  Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.

*"Bizim dinimiz, en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz"

*"Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir."

*"Siyasetimiz, dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz."

*"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun'i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız."

***

*Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme" der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi

***

Evet, Bayan Mariam Kavakçı, görüldüğü gibi İslam dininde HİLAFET diye bir makam yoktur. Peygamber Efendimizin ebediyete irtihalinden 30 yıl sonra bu makam

SALTANATA

DÖNÜŞMÜŞTÜR

.

Yani, gerçekte (HALİFE ERDOĞAN) demek ile (SULTAN ERDOĞAN) demek arasında bir fark yoktur!

TAŞLAMA

HALİFELİK MAKAMI

YOKTUR DİN-İ İSLÂMDA

PEYGAMBER EFENDİMİZ

BİL BÖYLE BUYURMAKTA

EBUBEKİR, ÖMER VE

OSMAN İLE ALİ’DEN

SONRA HİLAFET YOKTUR

BUNU BELLE, ÖĞREN SEN

DÖRT HALİFE DIŞINDA

KALANLAR HEP SULTANDIR

HALİFE DEDİKLERİ

SONUÇTA BİR İNSANDIR

(HALİFEMİZ ERDOĞAN)

DİYEN HALA VAR İSE

AKLI NAKISTIR DERİM

GERÇEK BUDUR, BİLİNE

Yazarın Diğer Yazıları