Siirt Arapçası Yüzyıllardır Sadece Sözlü Kültürle Yaşatılıyor
Şırnak Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Emin Cengiz'in yayımladığı araştırmaya göre, hiçbir yazılı kaynağa dayanmayan Siirt Arapçası, yüzyıllardır sadece hikâye, masal, bilmece, tekerleme, atasözü ve deyimlerden oluşan sözlü kültür sayesinde ayakta kalabiliyor. Araştırma, bu sözlü mirasın acilen kayıt altına alınmazsa yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor.
Şırnak Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emin Cengiz'in Artuklu Akademi dergisinde yayımlanan araştırması, Siirt'te konuşulan Arapça diyalektin yazılı hiçbir kaynağa dayanmadan, tamamen sözlü gelenek yoluyla asırlarca korunduğunu ortaya koydu.
Artuklu Akademi, 2019/6 (1), s. 67-88 DOI: 10.34247/artukluakademi.558047
Araştırma ne diyor?
Arapça, dünyanın en köklü ve en geniş coğrafyada konuşulan dillerinden biri. Türkiye'nin güney ve güneydoğu illerinde de bu dile ait lehçeler konuşuluyor. 2007 yılında yapılan anadil araştırmalarına göre Türkiye'de bir milyondan fazla kişi Arapçayı anadili olarak belirtmiş durumda. Bu konuşurlar özellikle Mersin, Adana, Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Batman, Siirt, Muş ve Bitlis gibi illerde yoğunlaşıyor; buradan Batı'daki büyük kentlere göç eden Arap kökenli vatandaşların sayısı da az değil.
Araştırmanın odağındaki bölge ise Siirt il merkezi ile bu ile bağlı Rıstk bölgesi. Rıstk; Tillo ilçesi, Sínép (Çatılı köyü), Fírsef (Dereyamaç köyü), Halenzé (Bağtepe mahallesi), Tôm (İkizbağlar köyü), 'Elenzok (Akyamaç köyü) ve Fískén (Doluharman köyü) yerleşimlerinden oluşuyor. Bu yörede yaşayan Araplar, dillerini yazılı hiçbir kültüre dayanmadan, tamamen sözlü geleneğe güvenerek asırlar boyunca yaşatabilmiş. Bölgede Araplarla birlikte Kürtler, Türkler, Ermeniler, Süryaniler ve Keldaniler de uzun yıllar iç içe yaşamış.
'Yazısız bir dil için sözlü kültür kara kutudur'
Araştırmaya göre, dilin en gelişmiş iletişim biçimi sestir; yazı da bu sesleri temsil eden sembollerden ibarettir. İnsanlık tarihinde konuşulmuş binlerce dilden yalnızca çok azı yazılı bir edebiyat oluşturabilmiş, bugün konuşulan yüzlerce dilin hl yazılı bir sistemi yok. Yazının olmadığı durumda diller zamanla aşınmaya, değişmeye ve hatta tamamen yok olmaya çok daha açık.
Cengiz, doğal olarak oluşan sözlü kültürü, bir topluluğun kimliğini oluşturan bütün kodları barındıran 'kara kutu' olarak tanımlıyor. Siirt Arapçasında da hikye, masal, bilmece, tekerleme, atasözü ve deyim gibi sözlü edebiyat ürünleri, lehçenin korunmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasında kilit rol oynamış. Günlük hayatta artık kullanılmayan ya da büyük ölçüde bozulmuş özgün Arapça kelimelerin, sözlü edebiyat ürünlerinde hl yaşamaya devam ettiği tespit edilmiş; bu dinamikler olmasaydı söz konusu dil malzemesinin çoktan unutulacağı değerlendiriliyor.
Kendine özgü bir ses yapısı ve özel alfabe
Siirt Arapçası, kökü fasih Arapçaya dayansa da bölgede konuşulan Kürtçe ve Türkçeden etkilenerek özünden çok şey kaybetmiş. Fasih Arapçadaki peltek harfler bu lehçede tamamen kullanımdan kalkmış; örneğin 'ث' harfi 'f' sesiyle, 'ظ' ve 'ض' harfleri ise 'w' harfiyle telaffuz edilir olmuş. Ayrıca Latin alfabesinde karşılığı bulunmayan 'é' ve 'í' gibi sesler de bu lehçeye özgü. 'é' sesi genellikle dişillik ekinin karşılığı olarak (örn. sené -yıl-, qasabé -ciğer-) kullanılırken, 'í' sesi fasih Arapçadaki kesra sesinin değişime uğramasıyla ortaya çıkmış (örn. sítté -altı-, míncél -keser-).
Bu özel ses yapısını yansıtabilmek için araştırmacı, standart transkripsiyon sistemlerinin dışına çıkarak lehçeye özgü bir Latin harf-transkripsiyon sistemi geliştirmiş; çalışmada hem Arap alfabesi hem de bu özel sistem bir arada kullanılmış.
Geceleri odun sobası başında anlatılan hikyeler
Elektrik ve televizyonun henüz yaygın olmadığı dönemlerde Siirtliler, geceleri mum ya da gaz lambası ışığında, odun sobasının etrafında toplanıp birbirlerine Arapça hikyeler anlatırdı. Bu meclislerde büyükler, Cahiliye dönemi şairi Antere b. Şeddd'ın divanını, 'Sîretu Seyf b. Zîyezen' adıyla bilinen destansı anlatıları ve halk arasında yaygın masalları aktarır, bazen kasideler okurdu; çocuklar da bu anlatıları büyük bir ilgiyle dinlerdi.
Bu hikyelerin kendine özgü bir girizghı ve bitiş formülü bulunuyor. Örneğin anlatı genellikle 'bir defasında' ya da 'bir gün' anlamına gelen kalıp ifadelerle başlıyor, masallar da Türkçedeki 'gökten üç elma düştü' ifadesine benzer bir kapanış cümlesiyle sona eriyor. Araştırmada 'Emeksiz İsraf' ve 'Kokuşmuş' adlı iki masal, Siirt Arapçası aslı ve Türkçe çevirisiyle birlikte örnek olarak sunulmuş; bu masallardan biri savurgan bir gencin çalışmaya başlayınca kazandığı ilk parayı kıymetli bulmasını, diğeri ise küskün bir karı-kocanın bir kaçak eşek yüzünden yaşadığı komik bir diyaloğu anlatıyor.
Araştırmacı, bu hikye ve masalların çoğunun derlenip kayıt altına alınmadığı için zamanla unutulup gittiğini, dolayısıyla sahadan acilen toplanıp belgelenmesi gerektiğini vurguluyor.
Yağmur duaları, bilmeceler ve çocuk tekerlemeleri
Çalışmada, Siirtli Arapların günlük yaşamına dair pek çok gelenek de belgeleniyor:
- Dinî motifli sözler: Uzun süren yağmurun kesilmesi için okunan ve Hz. Peygamber'in bir duasından esinlendiği değerlendirilen 'üzerimize değil, etrafımıza' anlamındaki kalıp ifade, zamanla atasözüne dönüşmüş.
- Yağmur tekerlemeleri: Kuraklık dönemlerinde gençler, bulut kümelerini görünce yüksek sesle yağmur talep eden dörtlükler söylerdi.
- Tellal ilanları: Cumhuriyet'in ilk yıllarında Siirt'te ünlü tellallar, kaybolan eşyaların ilanını Arapça kafiyeli sözlerle yaparlardı; tek partili dönemde Arapça konuşma yasaklanınca bu ilanlar Türkçeye dönmüş.
- Bilmeceler (hazzôriya): 'Bir dağ ardında bir tas yoğurt' bilmecesinin cevabı ay, 'dağlar arasında yılan gibi kıvrılan şey' bilmecesinin cevabı ise nehir ya da yol olarak veriliyor.
- Parmak tekerlemeleri ve nevruz gelenekleri: Işgor (nevruz) gününde damlarda lamba yakılarak kutlama yapılır, dairesel çevrilen lambalarla özel tekerlemeler söylenirdi. Bahar gelince çocuklar ev ev dolaşarak kuru üzüm ve ceviz istedikleri uzun tekerlemeler söylerdi.
Araştırmacı, bu adet ve geleneklerin büyük bölümünün günümüzde terk edildiğini, bunun da Siirt Arapçasının giderek zayıflamasına yol açtığını belirtiyor.
Öğüt veren manzumeler
1950'li yıllara kadar yaşlı amcaların gençlere öğüt vermek amacıyla söylediği manzumeler de çalışmada yer alıyor. Bu şiirlerden biri 'veled-i zina' olarak nitelenen karaktersiz kişilerden uzak durulması gerektiğini öğütlerken, bir diğeri kekliğe seslenerek gösterişten, başkalarının sırrını ifşa etmekten kaçınmayı salık veriyor. Araştırmacı, bu manzumeleri bilen kişi sayısının artık çok azaldığını, bu nedenle kayıt altına alınmalarının çalışmanın öncelikli hedeflerinden biri olduğunu belirtiyor.
Atasözleri: Toplumun dünya görüşünün aynası
Çalışmada on civarında atasözü örneği detaylı biçimde açıklanıyor. Bunlardan bazıları:
- 'Yağmurdan kaçtı, oluğun altına düştü' — Türkçedeki 'yağmurdan kaçarken doluya yakalandı' atasözüne çok yakın; kötü durumdan kurtulmaya çalışırken daha kötüsüne düşmeyi anlatıyor.
- 'Soğanı kır, kokla; kız da annesine çeker' — Türkçedeki 'anasına bak kızını al' deyişiyle örtüşüyor.
- 'Allah bizi eksik saatten korusun' — beklenmedik felaketlerden korunma temennisini ifade ediyor.
- 'Ucuzunu isteyen yarısını atar' — 'ucuzsa vardır bir illeti, pahalıysa vardır bir hikmeti' atasözüne benziyor.
- 'İnsan adını, eşek ise semerini düşünür' — 'eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri' atasözüyle aynı düşünceyi taşıyor.
- 'Bir hamurluk ekmeği kalmış' — yaşlılara daha sabırlı davranılması gerektiğini hatırlatan bir söz.
- 'Akıl, beşikten mezara kadar gereklidir' — aklın insan için en değerli sermaye olduğunu vurguluyor.
Araştırmacıya göre atasözleri, kendine has kalıplaşmış yapıları sayesinde asırlar boyunca bozulmadan aktarılabilmiş; bu da lehçenin kelime hazinesinin, karakteristik özelliklerinin ve fonetik yapısının korunmasını sağlamış.
Deyimler de lehçenin geçmişiyle bağ kuruyor
Çalışmada ayrıca 'aklı kaba' (kibirli, tepeden bakan), 'değerimi biliyor' (kadir kıymet bilen), 'ateş üstünde' (telaşlı, sabırsız), 'ipi uzundur' (işini ihmal eden), 'ekşi bir nar ısırdı' (umduğunu bulamayan), 'dişine göre' (tam istediği gibi), 'kaygan dilli' (tatlı dilli ya da yalaka), 'et kafa' (kalın kafalı), 'konuşmasını çiviliyor' (kendinden emin ve güçlü hitap eden) ve 'doluyu kızartıyor' (yalan söyleyen) gibi deyimler örnekleniyor. Araştırmacı, bu deyimlerin de asırlardır değişmeden aktarılan birer kalıp olarak lehçenin dış etkenlere karşı korunmasına katkı sağladığını belirtiyor.
Sonuç: Yazılı hale getirmek tek başına yetmez
Araştırmanın sonuç bölümünde Cengiz, sözlü kültüre dayanan dillerin ses ve anlatım zenginliği açısından avantajlı olsa da dış etkenlere karşı savunmasız kaldığını vurguluyor. Değişen dünya algısı ve yaygınlaşan tüketim kültürü gibi etkenler, yazılı sistemi olmayan dilleri daha fazla etkilemiş; bu yüzden Siirt Arapçası hem ses hem yapı bakımından zamanla önemli değişikliklere uğramış.
Buna karşın lehçenin en önemli dayanağı, zengin sözlü kültür hazinesi olmuş. Atasözleri ve deyimler değişmeden aktarıldığı için içerdikleri dil malzemesini korumuş; hikye ve masalların anlatım dili ise lehçenin cümle yapısını ve kelime hazinesini muhafaza etmiş.
Son yıllarda Siirt Arapçası için bir yazı dili oluşturma çabaları bulunduğu belirtiliyor. Ancak araştırmacı, bu lehçeye yazı dili kazandırmanın ve dil unsurlarını kayıt altına almanın tek başına yeterli olmayabileceğini, dilin yaşaması için aktif biçimde konuşulmaya devam etmesi gerektiğini vurguluyor. Çalışma, 'kullanılmayan bir dil kğıt üzerinde yazılı olsa da ölüdür' tespitiyle son buluyor.
Kaynak: Emin Cengiz, 'Siirt Arapçasının Korunmasında Sözlü Kültürün Rolü', Artuklu Akademi, 2019/6 (1), s. 67-88. Makale 25.04.2019 tarihinde gönderilmiş, 28.05.2019'da kabul edilmiş ve 28.06.2019'da yayımlanmıştır.