İşiyle Uğraşanlar ve Kişiyle Uğraşanlar

Toplumları ayakta tutan şey yalnızca kurumlar ya da kurallar değildir asıl belirleyici olan, insanların hayata bakış biçimidir. Bu bakış, kimi zaman bir insanın neyle meşgul olduğunu açıkça ele verir: işiyle mi uğraşıyor, yoksa insanlarla mı?

Aslında bu iki yaklaşım arasındaki fark, basit bir tercih meselesinden çok daha ötedir. Öyle ki, neredeyse iki ayrı hayat felsefesini temsil eder. Biri üretmeye, geliştirmeye, katkı sunmaya odaklıdır; diğeri ise yıkmaya, çekememeye ve başkalarının hayatına müdahil olmaya…

İşiyle uğraşan insanlara baktığınızda, ortak bir özellik görürsünüz: odak. Bu insanlar enerjilerini dedikoduya değil, üretime harcar. Sürekli kendilerini geliştirme çabası içindedirler. Yaptıkları işe değer katmayı, bir adım ileri taşımayı hedeflerler. Bu yüzden bulundukları ortama da katkı sağlarlar. Onlar için rekabet, başkasını aşağı çekmek değil; kendi işini daha iyi yapabilmektir.

Kişiyle uğraşanlar ise bambaşka bir dünyada yaşar. Onların gündemi iş değil, insandır. Kimin ne yaptığı, ne giydiği, ne söylediği… Bitmek bilmeyen bir merak ve çoğu zaman da kıskançlık. Dedikodu, fitne ve başkalarının açıklarını aramak adeta günlük rutinleridir. Üretmedikleri gibi, üreteni de rahatsız ederler. Bu durum zamanla sadece çevrelerine değil, kendilerine de zarar verir. Öyle ki, bazıları gerçeklikten koparak gereksiz şüpheler ve kuruntular içinde yaşamaya başlar.

Bu iki insan tipini ayırt etmek aslında zor değildir. Bir ortamda kısa süre vakit geçirmek bile yeterlidir. Kimin konuştuğu şeyler işe dair, kimin söyledikleri insanlara dair… Hemen kendini belli eder.

Siirt gibi sosyal bağların güçlü olduğu yerlerde bu ayrım daha da net hissedilir. Çünkü insanlar birbirini tanır, gözlemler ve zamanla kimin hangi tarafta durduğunu anlar. Ancak burada asıl önemli olan, başkalarını sınıflandırmak değil; kişinin kendini hangi tarafta konumlandırdığıdır.

Çünkü mesele, başkalarının ne yaptığı değil, bizim ne yaptığımızdır. Siirt'te kişilerle uğraşmak yerine yatırımlarla uğraşılsa birlikte hareket edilse ve Ankara da bu birlikteliği görse yatırımlar artarak gelir memleketimize.

Eğer biz de farkında olmadan insanlarla uğraşanlar safına kayıyorsak, durup düşünmek gerekir. Enerjimizi neye harcıyoruz? Üretiyor muyuz, yoksa tüketiyor muyuz? Katkı mı sağlıyoruz, yoksa gölge mi düşürüyoruz?

Unutulmamalıdır ki; insanı değerli kılan, başkalarının hayatına ne kadar müdahale ettiği değil, kendi hayatına ne kattığı ve topluma ne sağladığı.

Tercih hepimizin.

Artı Siirt Haber Ajansı

Bakmadan Geçme