Dini inancı kabul eden herkes, aynı zamanda o dinin kendisine yüklediği sorumlulukları da peşinen kabul etmiş olur.. Bu açıdan bakıldığında din kişisel sorumluluk üstlenmekten başka hiç bir şey değildir.. Diğer ideolojilerde de durum aynıdır.. Kişi kendisini bir ideolojiye ait hissediyorsa, o fikri savunmak, yaymak ve gerçekleştirmek gibi önemli sorumlulukları da üzerine alır.. Bu akidelerin dışında, en büyüğü devlet, en küçüğü de aile olan diğer sosyal sınıf ve gruplara üye olmanın gerektirdiği başka sorumluluklar yine vardır.. İmzaladığımız sözleşmeleri, ve iş hayatını hiç saymıyorum bile..
Tüm bu sorumlulukların ortak paydası, akıldır.. Sorumluluklarımız aklımız oranında büyür.. Yarım akıllılar ise yarım sorumludur, fazlası da beklenmez zaten.. Aklını tamamen yitirmiş olanlar da bu anlamda dokunulmaz ve sorgulanamaz olur..
Sorumluluk ve akıl arasındaki bu varoluş ilişkisi dikkate alınarak toplum düzeni kurulur.. Kurallar ve ilkeler buna göre belirlenir.. Akli melekelerini henüz tam kullanamayan çocuklara tanınan muafiyetlerin sebebi budur..
Alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle geçici akıl tutulması yaşayanlarda cezai ehliyet aranmaz.. Sorumlulukların dağıtımı böylesine ciddi ilkeler çerçevesinde gerçekleşirken, bir üst katmanda, sorumluları yargılayan yetkililer nasıl belirlenmiş biraz da ona bakmak gerekir.
Allah, kendisinden başkasına yetki vermediğini, tek hüküm sahibinin kendisi olduğunu açıkça söyler.. Peygamberler sadece elçidir.. Melekler sadece özel görevler üstlenmiş varlıklardır..
Ancak gelin görün ki, ortalıkta din adına yetki kullanan bir sürü insan var.. Ölseler dahi yetkilerinden gram/santim hiç bir şey kaybetmiyorlar.. Diğer ideolojik örgütlerde de durum benzer şekilde..Koltuğa oturan yerinden kalkmak bilmiyor.. İdeolojinin kurucusunu bile beğenmeyerek hatalı görüp yargılayabiliyor..
Devlet yetkilileri, parti yetkilileri, kurum yetkilileri, işyeri yetkilileri, örgüt yetkililerinin tamamına göz ucuyla bir bakın.. Yetkisi kadar, sorumluluk üstlenebilmiş olan var mı aralarında?.
Hesap verme korkusuyla yaşayan, hata yapma endişesi taşıyan, adil olma kaygısı güden, maiyetine zarar vermeme gayreti içinde olan, yetkili tanıdığınız kaç kişi var?.
Özellikle kamu kurumlarında bu durum önemli bir sorun haline gelmiş durumda.. Yetkisi neredeyse sınırsız olan ve hiç sorumluluk taşımayan, hukuken sorgulanamayan yetkililerimiz bir hayli çoğaldı..
Yetki verelim deyince ver, sorumluluk verelim deyince dur diyen bir sistem destekleniyor ne yazık ki.. Sorumluluk almaya direnen yetkililerin sayısının bu kadar artmasının sebebi de liyakatsizlik!..
Liyakat sahibi, işinin gerektirdiği niteliklere haiz, ehliyetli bir kişinin, yetkinin yanında sorumluluk istememesi mümkün değildir.. Siz vermeseniz de, o sorumluluğunu bilir ve alır.
Kendisi sorumluluk üstlenmeyen bir yetkilinin, altındakileri yargılaması, astlarının görevlerini denetlemesi ne kadar mantıklı olabilir, ne kadar ahlaki ve hukuki sayılabilir ki zaten..
Liyakatsiz yetkililer yetkiyi aldıkları makama bağlılıklarını yeterli görüyorlar ve bu bağlılıktan öte bir sorumluluk taşımıyorlar bile.. Çünkü sorumluluk taşıyacak beceriye ve bilgiye sahip değiller.. Bilgisi ve becerisi yeterli olan kişi sorumluluğa itiraz etmez.. Aksine onu yetkisinin bir parçası olarak görür.. Son günlerde dikkat çeken bir husus daha var..
Bir taraftan sorumlularda akıl başta olmak üzere birçok nitelik arıyoruz ve kılı kırk yarıyoruz ama karşılaştığımız bazı yetkililerde bırakın liyakati, akıl sahipliği sorgulamasının bile yapılmadığını gösteren emarelere rastlıyoruz!.. Ne diyelim, Allah herkesin sonunu hayretsin inşallah!..