Yusuf Salih Arıtürk

VAKA SAYISI ARTARKEN!..

Yusuf Salih Arıtürk

Ülkemizde koronavirüs vaka ve vefat oranlarındaki artış, SGK’da yaşanan ilaç ve tıbbi cihaz yolsuzluğu ile öğrencilerin ev ve yurt bulma konusundaki mağduriyetleri gündeme oturdu. Koronavirüs günlük vaka sayısı 30 bine yaklaşırken, vefat sayısı da gün geçtikçe artıyor. Sağlık Bakanlığına göre iki doz aşı olan kişi sayısı 40 milyonu geçti. Sayı arttıkça toplum bağışıklığına daha çok yaklaşmış olacağız. Kış günleri gözetilerek salgın için ciddi önlemler alınmalı ve aşı karşıtı komplocu söylemlere karşı kamu yönetimi, aşıyı teşvik eden bir duruş sergilemelidir.  Tüm siyasi partilerin aşı konusunun bireysel özgürlük konusu olmadığını, aşı olmanın toplumsal sorumluluk gereği olduğunu millete anlatmaları gerekiyor. Sağlık, eğitim, ulaşım sektörü gibi belli meslek gruplarında çalışanlara da aşı, zorunlu hale getirilmelidir. Toplu alanlarda İtalya’daki uygulama gibi doğrudan aşıyı zorunlu kılan yeşil geçiş belgesi benzeri bir tedbir alınmalıdır. Böylece ölüm ve vaka sayılarını yeniden aşağı çekebilir ve zaten yeterince bozuk olan ülke ekonomimizin çarklarını daha fazla zorlamadan döndürebiliriz. Yeniden kapanma istenmiyorsa, gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, bebekler için kullanılanlar dahil birçok ilacı geri ödeme listesinden çıkarıp, yavrularımızın tedavi yükünü bile ekonomik krizle boğuşan vatandaşlarımızın omzuna yüklemiştir. Aynı SGK’nın bol sıfırlı rakamlarla ifade edilen ilaç ve cihaz yolsuzluklarına ve usulsüzlüklerine imza attığı da vatandaşlarımız tarafından dillendirilmektedir. SGK, geçmişteki hatalara tekrar saplanmış ve Türkiye’nin sırtına bir kez daha yük tevlit eden bir kambur haline gelmiştir. İktidar, SGK’nın en önemli gelir kaynağı kayıt dışı istihdamla da sağlık harcamalarındaki yolsuzluklarla da mücadele etmek zorundadır. Sayıştay’ın 2017 yılındaki yayınlanmayan raporundaki 1 Milyar TL’yi aşan yolsuzluk, buzdağının sadece görünen kısmı olsa gerek. Bu rezaletlerle birlikte işini ahlaklı yapan pek çok ilaç ve tıbbi cihaz şirketi, yıllardır devletten alacaklarını tahsil edememiş ve birçoğu iflasın eşiğine gelmiştir.

Vatandaşlarımız 10/15 yıl geriden gelen ilaçlarla tedavi olmakta ve yeni teknoloji ilaç ve cihazlara da erişememektedir. Bu durumu iyi bilen Sağlık Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve SGK’dır. Fakat bu kurumlarımız da yanlış kurgulanmış sistemi düzeltmek yerine, bütçe kısıntısı diyerek kulak üstüne yatmaktadırlar. Dünyada gelişmiş ekonomilerde uygulanan değer bazlı geri ödeme sistemleri ülkemizde de acilen uygulanmalıdır. Böylece hem devlet sağlık bütçesini etkin yönetebilecek hem de vatandaşımız ileri teknoloji tedavilerden faydalanabilecektir.

Yüz yüze eğitimin başlamasıyla öğrenciler makul şekilde kalabilecekleri bir yurt veya yer ararken, dar ve orta gelirli ailelerde astronomik kira ve yurt ücretlerini doğal olarak kara/kara düşünüyorlar. Bir üniversite öğrencisi 1+1 ev kiralamak istese, ortalama kira 2.500 TL civarında olur. Öğrencilerimiz ve aileleri ülkemizde gelirlerin dolar bazında yerlerde süründüğü dönemlerde bu yüke nasıl katlanabilsinler ki? İktidara düşen ilk görev, öğrenciler için barınma imkanlarını makul ücretler karşılığında çeşitlendirmektir. Hükümetimiz, öğrencilerimizin devletten ilk etapta beklediği bu durumu çoğu iktidarın kontrolünde faaliyet gösteren özel, vergiden muaf bir takım vakıf yurtları ve girişimcilerin inisiyatifine bırakmıştır.

Öğrencilere barınma hakkı sağlanmalı ve bu öğrenciler kesinlikle vakıflara, cemaatlere muhtaç edilmemelidir. Unutulmamalı ki geleceğimizin teminatı olan “Z” kuşağı dediğimiz bu gençlerimiz, 20/25 yıl sonra Mareşal/Gazi ve Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği hedef doğrultusunda güzel ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin en tepesine taşıyacaklardır.

Yazarın Diğer Yazıları