Yusuf Salih Arıtürk

UYGARLIK VE BAĞIMSIZLIK!..

Yusuf Salih Arıtürk

Afganistan’da yaşanan olaylar bazı teorik tartışmaları da beraberinde getirdi.. Afganistan gibi, gericiliğin ağına düşmüş bir ülke bağımsızlığını koruyabilir mi? Bağımsızlık olunca ardından modernizm gelir mi? Taliban gibi şeriat kanunlarını uygulayacağını ilan eden ve yıllardır bunun için savaşan bir örgütün Afganistan’a egemen olmasını sorun etmemeli miyiz? sorularını da beraberinde getirmiştir.

Afganistan örneği, bir toplumun uygarlık yolunda ilerlemesi için şekli bağımsızlığın yetmediğinin kanıtıdır.. Afganistan, 1919’da bağımsızlığını kazandı, ancak uygarlık yolunda atılım yapamadığı için Afgan toplumu emperyalistlerin yolgeçen hanına döndü.. Bunun sorumluları da Afganistan’da çağ dışı bir rejim kuran şeriatçılardır.. Kendi mezhep anlayışlarını topluma dayatan ve bu nedenle toplumu bölerek kargaşaya neden olan şeriatçılar, ülkelerine yabancı güçleri davet etmekten sorumludurlar.. Bu nedenle bugün Afganistan’a hakim olmuş görünen Talibancıların Afganistan’ın bağımsızlığını ve birliğini sağlayamayacakları net bir şekilde ortadadır.. Ekonomik kaynaklarını harekete geçirememiş, önemli ölçüde başka ülkelerin teknolojisine ve yardımlarına muhtaç, en önemli geliri uyuşturucu ticareti olan bir devletin bağımsızlığı da kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.

Taliban sözcüleri, dış dünya ile bağlantı kurmak ve ülkelerinin tanınması için 20 yıl öncekine göre değiştiklerini, şeriat çerçevesinde bazı reformlar yapacaklarını söylüyorlar.. Bu bizdeki Taliban dostları için onu meşru ve kabul edilebilir göstermekten başka bir işe yaramaz..

Değişim doğanın ve toplumun temel özelliklerindendir.. Bir ülkenin rejiminin değişmesi için onu yönetenlerin ileriye doğru değişime niyetli olması gerekir.. Taliban’da böyle bir niyetin eseri dahi yok.. Afganistan halkı, zaman içinde ileriye doğru değişecek ve bunu iktidara taşımak için Taliban’ı başından mutlaka atacaktır.

Ülkelerin başka topluluklara uygarlık götürmesi, bu uygarlığın kalıcı olması, millet olgusunun güçlendiği çağımızda başarıya ulaşamaz.. Ancak tarihte büyük ve güçlü devletlerin istila ettikleri ülkelerde kalıcı izler bıraktığını da görüyoruz.. Bu istilanın Roma, Bizans, İskender İmparatorlukları gibi yüzyıllarca sürmesi gerekmiştir.. Bunun için askeri işgal yeterli değildir.. İstilacı ülkenin çağına göre, oldukça gelişmiş, zengin ve kentleşmiş olması gerekirdi.. Araplar daha önce bunu başarmışlardı ama bunların tamamı kültürel izler bırakarak kendi anavatanlarına çekilmek zorunda kalmışlardı.. Roma artık yalnızca İtalya’dır.. İskender İmparatorluğu Makedonya’dan ibarettir.. Bizans, İstanbul’a sıkışmış ve ardından İtalya’ya iltica etmek zorunda kalmış,  Persler İmparatorluğu da sadece İran’ı elde tutabilmiştir.. Moğol İmparatorluğu, Moğolistan gibi bir coğrafyadan ibaret kalmıştır.. Orta Asya’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Türkler, üç kıtada at oynattıktan sonra, bugünkü topraklarına çekilmek zorunda kalmışlardır.. Türklerin Anadolu dışında istila ettikleri yerlerden çekilmesi karşısında ah etmenin faydası yoktur.. Başka türlüsü zaten mümkün değildi.. Çünkü milletler çağına girmiştik.. Anadolu’yu elde tutmamızın nedeni de savaşın ve zaferin milletler çağında geçmiş olmasıdır.. Batılı göçmenlerin Amerika kıtasına yerleşmeleri ise gelişmiş silahları ve teknolojileri nedeniyle kıtadaki yerlileri yok etmesi ile mümkün olabilmiştir.. Dünyada böyle bir olayın tekrarı mümkün olamaz.

İmparatorlukları çökerten 20. yüzyılın milletler uyanışıdır.. Bu saatten sonra herhangi bir güçlü devletin başka bir milletin topraklarını elde tutamayacağına ABD’nin Afganistan macerası da öğretici bir örnektir.. Şimdiki devir milletlerin herhangi bir zorlama olmadan birbirlerinden öğrenme devridir.. Tarihin başlangıcından beri halklar ve milletler birbirlerinden öğreniyorlardı.. Bunların bir kısmı, Türklerin Avrupa uygarlığından öğrendikleri gibi gönüllü, bir kısmı ise zorla dayatılan ama zamanla izler bırakan kültür ve uygarlık eserleri olarak yer edinmiştir.

Her halkın bağımsız devletler kurma hakkı mutlaktır ve Dünyada bu süreç henüz tamamlanmamıştır.. Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren halklar vardır ama bağımsızlığına kavuşan her toplumun uygar olacağı iddiası doğru değildir.

Zorla burka giydirerek kadınlara dünyayı zindan eden medrese mollalarının beyinlerinin sakat olduğunu anlıyoruz.. Bu anlayış bağımsız bir devlet kurabilir, onu yaşatabilir, medeni milletler arasında saygın bir yer edinebilir mi?

Cumhuriyetimizin banisi ve ebedi Başkomutanımız Mareşal/Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü işte tam da burada anmak gerekir.. Başkomutanımız, “Medeniyet öyle bir ateştir ki, ona bigâne kalanları yakar mahveder demiştir...”

Yazarın Diğer Yazıları