Yusuf Salih Arıtürk

UNUTMAK, YOK OLMAKTIR

Yusuf Salih Arıtürk

İslam dünyası ve özelde de Türk Milleti iki asra yakın  süredir koma halindedir.. Son iki yüzyıllık süreyi nasıl geçirdiğini, başına neler geldiğini, halen nerede olduğunu ve ne zamandan beri bilinç kaybı yaşadığını bilmiyor.. Buraya nasıl geldi, daha önce kimlerle birlikteydi, ne işle uğraşıyordu, ne için yaşıyordu.

Şu an bu sorularla ilgili hiçbir şey hatırlamayan,  ne ilginçtir ki cevabını da aramayan, kimliğini, kişiliğini  tümüyle unutmuş bir toplumun içerisindeyiz.

“Ne olacak bu memleketin hali” diye sitem edildiğinde, kimsenin aklına komada kaldığımız gerçeği gelmiyor.. Acı gerçeği biraz olsun araladığımızda durum şunu gösteriyor; Sanayi devriminden bu yana uykudayız, şuurumuzu kaybetmiş, “zamanı” ve “mekânı” tamamen unutmuş bir haldeyiz.

Halbuki yaşam; “zaman, mekân ve insan” üçgeninden oluşan bir döngünün içinde geçer.. Kendinizi bu çarkın dışına ittiğinizde bitkisel hayata girmeniz ise kaçınılmaz bir sondur.. “Kendimize gelmeden, asıl kimliğimizi hatırlamadan” komadan çıkmak mümkün mü?

Geçmişe ait ne varsa el birliğiyle yıkmanın ve yok etmenin derdine düşmüşüz.. Olayların tarihini saptırmak ve unutturmak.. Asırlık geçmişimizin kimliğini saklayan mekânları yok etmek bize ne kazandıracak? Geçmişi bilmeden kendimize nasıl geleceğiz? Komadan nasıl çıkacağız?

Bir yazar durumu şöyle özetliyor; “Paris ve Londra tarihi bir şehir.. İçine girdiğinizde o tarihi yaşıyor, şehrin sahiplerinin kimliğini öğreniyorsunuz.. Ancak İstanbul tarihi bir şehir değil, tarihi eserlerin bulunduğu bir şehir.. İstanbul'a girdiğinizde şehrin kimliğini bulamıyorsunuz.

İnsanı inşa eden en önemli araçtır mekân.. Mekâna düşman olan, insana dost olabilir mi?

İbni Rüşd'den Gazali'ye, Farabi'ye kadar yüzlerce alimin “Eflatun” deyip, bizden biriymiş gibi bahsettiği kişinin adını son elli yılda neden “Platon” koyarsınız?

İnsanlık tarihini kan ve vahşetle dolduran ama bugün her alanda dünyaya hükmeden İngilizlere bakın; Zaman, mekân, insan… Hangi birinden vazgeçmişler?

Ülkeyi yöneten kraliçe hala at arabasıyla dolaşıyor.. Ortaçağdan bu yana aynı mimariyi kullanıyorlar.. Kaldırım taşları dahil geçmişten kalan tüm mirası itina ile koruyorlar.. Bütün dünya, saatini “Greenwech” denilen küçük bir İngiliz kasabasına göre ayarlıyor.. Zamanı onlar yönetiyorlar.

Millet meclisleri kraliçenin atadığı 795 üyeli lordlar kamarası ile halkın seçtiği 650 üyeli avam kamarasından oluşuyor.. Çoğu üyesi kilise temsilcilerinden olan lordlar kamarası veto gücüne sahip.. Avam kamarası hikâye.

Bütün bunlarla da yetinmiyorlar.. Diğer ataları Yunanlıların “demokrasi” maskeli kültürünü başka bedenlerde yaşatmak üzere bizim gibi ülkelere pazarlıyorlar.

Biz ne yapıyoruz? Kaybettiğimiz kimliğimizi İngilizlerin, Almanların, Fransızların gösterdikleri yerde arıyoruz? Onların ışık tuttuğu yöne bakıyoruz.. Kıblemiz “Kabe” ama, her yeni güne “Greenwech'e” dönerek başlıyoruz.

Ders almak için, atom bombasıyla yerle bir olan ve bizim kaynaklarımızın sadece beşte birine sahip Japonya'ya baksak yeterli olur.. Tokyo'yu dünyanın merkezine koymuş, öz benliğine sarılmış, başkasının çizdiği değil,  kendi belirlediği yörüngeye oturmuş, zamanından, mekânından ve kendi kimliğinden kopmamayı başarmış Japonya, sanki ayrı bir dünya gibi.

Değişmeyen bir kural var; Kendini unutursan, kaybolursun.. Kaybolursan, yok olursun.

Yazarın Diğer Yazıları