Ülkemizdeki siyaset dili son günlerde fazlasıyla çirkinleşmeye başlarken, şiddet dili de yönetimsel zafiyetler nedeniyle zaten gergin olan toplumumuzu daha da geriyor.. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal olarak her anlamda bir darboğaza sürüklenirken, milletimizin hayalleri ve hedefleri ise her gün siyasi otoritelerce heba ediliyor.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yarınları büyük bir inançla emanet ettiği gençlerimiz, son zamanlarda iktidarıyla ve muhalefetiyle siyaset dilinin son derece çirkinleşmeye başladığını büyük bir üzüntüyle takip ettiklerini ifade ederlerken, siyasi parti yöneticilerinin üslup ve söylemlerinde toplumun hassasiyetlerini gözeterek kırıcı olmayan, buyurganlıktan uzak temiz bir dil kullanmak gibi bir zorunluluğu bulunduğunu ve hedef kitlelerinin halk olduğunu, siyasetin ise sadece akıl ve dille yapılabileceğini ifade ediyorlar.
Siyasette eşitlik, dayanışma, özgürlükçü ve sevgi dili yerine, şiddet ve saldırı dilinin egemen olduğunu, sokak dilinden bile geri ve itici bir hale büründüğünü hepimiz görüyoruz.. Günümüz siyaset arenasında başta en tepedeki siyasi parti liderleri olmak üzere, çevresindekilerin kullandığı dil ve siyasi üslup, etraflarındaki kitleleri hırslı ve öfkeli bir noktaya taşıdı.. Hatta bir kısmını hakaretli konuşmalarda haz duyma noktasına ulaştırdı.. Çatışmacı kültür ve şiddet dili hem liderleri hem de liderlerin arkasından yürüyen kesimleri sağduyudan, uzlaşmadan ve bir arada yaşamaktan her geçen gün biraz daha uzaklaştırıyor ve toplumu gererek hoşgörü kültürümüzü, enerjimizi yok ediyor.
Demokrasilerde, akıllı iktidarlar, karşılarında güçlü bir muhalefet ister ve sağlayacakları katkıdan yararlanmak isterler.. Ülkeyi yönetenler, her aykırı sesi susturmaya kalkar, düşman ilan eder, dışlar, görmezlikten gelirse demokrasiyi yaralamış olur.. İleri demokrasilerde hayatın her alanında ölçülülük vardır. Toplumsal değerlere ve kurallara özen gösterilir.. Demokrasi önce ahlaktır ve siyaset yapmak için insanlıktan çıkmaya da hiç gerek yoktur.