Eskiden gazeteye verilmek ve gazeteye basılmak gibi caydırıcı kavramlar vardı.. Radyo ve televizyon haberleri de çok önemliydi. Radyoda söylenmiş veya televizyonda gösterilmişse verilen bilgi tartışmasız doğru kabul edilirdi ve bu kurumlar asılsız haber yapmazlardı.. Bir siyasi partiye yakın veya uzak diye tartışılmazlardı.. Gazeteler bilinir ama sahipleri tanınmazdı.. Gazetede çıkan haberlerin doğruluğu o kadar kesindi ki gazete haberleri ihbar sayılır, hukuki delil olarak kabul edilirdi.. Birileri yanlış yapmaya kalksa, gazeteye haber olmaktan korktuğu için bundan vazgeçerdi.. Adamı gazeteye verirler sözü en büyük caydırıcı önlemlerden biriydi.. Ülkeyi yönetenler başta olmak üzere, herkes gazeteye verilmekten korkardı.
Bir konu tartışılırken gazetede okudum, radyoda dinledim veya televizyonda izledim demek tüm tartışmayı bitirirdi.. Şimdi hangi gazetede okudun veya hangi kanalda izledin diye soruyoruz birbirimize!.. Eskiden millet gazeteler bir gün sonradan ulaştığı için dünün gazetesini almak ve okumak için kuyrukta beklermiş.. Gazete bu kadar önemliydi.. Çünkü gazetede yazılanlar Türkiye'de doğru kabul edilirdi.. Peki ya şimdi?.. Gazeteler ve televizyonlar sahiplerinin adıyla söyleniyorlar.. Falancanın gazetesi, filancanın televizyonu diye.
Bir de şu kavrama bakar mısınız? “Yandaş Medya..” Tam bir yüz karası.. Yöneticiler bile açıklama yaparken, hangi kanal diye soruyorlar evvela.. Yurtiçi veya yurtdışı gezilerine çıkan yöneticiler seçme gazeteciler çağırıyorlar uçaklarına.. Basın adına ne kadar acı verici bir gerçek…
Akla hemen gazete ve televizyonların ticari bağlantıları geliyor.. Kredi almış mı? İşini büyütmüş mü? Daha önce bir gazete veya televizyon işletmeciliği yapmış mı? Hangi siyasiye ne kadar yakın? Gazete patronluğunun dışında ne işler yapıyor gibi sorular.. Gazeteler ve televizyonlar için akla bile getirilmeyecek sorular bunlar.. Bu tür bağlantıları olan gazete sahiplerinin tarafsız haber yapamayacağı gerçeği tabii ki var.. İyi de halkın doğru haber alma hakkına ne olacak?
Son günlerde adı geçen bazı gazetecilerin neler yaptığını görünce insanın aklına sadece bunlar geliyor.. Yine geçmişten adını hatırladığımız pek çok ünlü gazetenin nasıl kurulduğu, ne gibi maksatlı haberler yaptığını, kime ve kimlere çalıştığını insanlarımız yaşayarak gördüler.. Bugün hiçbirinin esamesi dahi okunmuyor.. Sanki görevlerini tamamlayıp çekip gitmişlercesine!..
Bugün çıkan gazetelerin ve yayın yapan televizyonların durumu da ortada.. En başta inandırıcı değiller.. İnandırıcı olamadıkları için de caydırıcı değiller.. Toplum adına denetim yapmak bir tarafa bire bir propaganda yapanları bile var.. Fanatik taraftarları dışında kimsenin okumadığı gazeteler ve kimsenin izlemediği televizyonlardan geçilmiyor ortalık.. Programcıların kime yakın, kime uzak olduğu açıkça biliniyor.. Hatta şunun adamı, bunun adamı diye sınıflandırılmışlar.
Oysa toplumların onlardan beklediği çok daha önemli işler var.. Onlar doğru haber yapacaklar ki gerçekçi programlar sunacaklar ki toplumun bireyleri siyasi tercihlerini bu doğrular üzerinden kullanacaklar ve ülkeyi yöneten yapıyla ilgili isabetli adımlar atacaklar.
Gazeteler bu hale geldikten sonra kim korkar gazeteye verilmekten?.. Okuyucu bakar, hangi gazeteye verilmiş diye ve bu falancanın gazetesi boş ver diyebilir.. Ya da bu filancanın gazetesi, bu haberi şunun için yapmıştır diyebilir.. Görünen o ki, gazetelerin ve televizyonların toplumsal işlevi sona yaklaşmaktadır.. Bu sona yaklaşan gazete ve televizyonları bu hale getirenlerin bir süre sonra aleyhine sonuçlar da ortaya net bir şekilde mutlaka çıkacaktır.
Yapılması gereken gazete satın almaktır, gazeteci satın almak değil!..