Rusya, merkeze bağlı perifer bir ülke olarak tanımladığı Ukrayna, Kazakistan ve Beyaz Rusya gibi ekonomik ve yeraltı zenginlikleri bakımından önemli potansiyele sahip ülkeleri Avrasya Bütünleşmesi kapsamında en öncelikli ülkeler olarak görüyor.
Rusya’nın bu planını bozmaya çalışan ABD ise, 2014 yılından bugüne kadar güvenlik ve güvenlik dışı konularda Ukrayna’ya toplam 5.4 milyar dolarlık yardımla beraber 3 milyar dolarlık devlet garantisi sağlama yoluna gitmiştir.
Bu arada ABD Dışişleri Bakanının yayınladığı bildiride, bir ülkenin sınırları ve toprak bütünlüğünün hiçbir şekilde zorla değiştirilemeyeceğini, krizin çözümünde diplomasinin tek sorumluluk yolu olduğunu ifade ederek Rusya’ya göndermede bulunması, benzer şekilde ABD’nin Irak, Suriye ve Filistin gibi ülkelerin toprak bütünlüğünü hiçe sayan uygulamalarını ise görmezden gelmesi tam bir çelişkidir.
Özellikle Vladimir Putin’in, Avrasya Bütünleşmesi kapsamında 2014 yılında Kırım’ı Rusya’ya ilhak ettikten sonra Ukrayna’ya yönelik benzer politikası, Karadeniz’de suların yeniden ısınmasına neden olabilir.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky yönetiminin Ukraynalaştırma hamlesi çerçevesinde aynen Kazakistan’da olduğu gibi Rus dilinin birçok alanda kullanımını kısıtlaması ve Ukraynaca dilinin ön plana çıkarılması çalışmalarına ağırlık verilmesi, şüphesiz Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ukrayna üzerindeki projesinin akamete uğramasına neden olabilecek bir gelişmedir.
Bu nedenle Rusya’nın etkisinden uzaklaşabilecek bir Ukrayna’nın, hızlı bir ivme ile ABD ve AB’nin kontrolü altına girmesinin jeopolitik ve jeostratejik açıdan Rusya’ya büyük maliyet oluşturacağı bir gerçektir.
1954 yılında Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nden alınarak Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanan Kırım’ı 2014 yılında ilhak eden Putin, Dombas’ta Rusya yanlısı ayrılıkçılara destek verirken, Moldovya’nın toprağı sayılan Transdinyester’de tek taraflı bağımsızlık ilan eden ayrılıkçı güçlerin kurduğu Prinistrovya Cumhuriyeti’ni desteklemesi, Ukrayna’daki vahim gidişat konusundaki kaygıların artmasına neden olmaktadır.. Özellikle, Batı medyasının Ukrayna konusundaki gerginliği tırmandırmaya yönelik savaş çığırtkanlığının hiç kimseye fayda getirmeyeceği gerçeğinden hareketle Karadeniz’in yeni kriz bölgesine dönüşmemesi amacıyla Türkiye gibi ülkelere büyük iş düşecek.
ABD’nin olası bir çatışmada Bush doktrini çerçevesinde NATO üyesi olan Türkiye’nin, ya bizdensiniz ya da onlardan yaklaşımıyla bu sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışılması, daha büyük açmazlara neden olabilir.. Bu konuda çözümsüzlüğe ve belirsizliğe doğru gelişme gösteren Ukrayna konusunda Milli Politika’nın takip edilmesi ve iki ülke arasındaki muhtemel çatışmayı önleyici adımların atılması kaçınılmazdır.