Anglo Sakson tipi bir siyasi sistem özlemi içindeki Halide Edip'in, bencilliği ve kendini beğenmişliği, zaferden sonra, Mustafa Kemal Paşa'yla aralarının açılmasına sebep olur ve Halide Edip, eşi Adnan Adıvar'la birlikte yurt dışına gider.. Haldun Taner'in tespitleriyle, Halide Edip, hayatı boyunca akımdan akıma kaymıştır.. Değişmez tutumu, özellikle İngiltere ve Amerika hayranlığıdır.. Yurt dışında iken yazdığı anılarında, kendini dinlemediği için Mustafa Kemal'e yakışıksız ve haksız eleştiriler yönelterek kendi kişiliğini yaralamıştır.. Anılarını Türkçeye çevirirken, bu iddialarından utanarak hiçbirine yer vermemiştir..
Atatürk'e 1926 yılında, İzmir'de bir suikast teşebbüsünde bulunulması hadisesinden sonra yurt dışına giden ve Atatürk'ün ölümünden sonra 1939'da Türkiye'ye dönen Halide Edip Adıvar'la ilgili olarak, gazeteci Mustafa Ekmekçi, Yıldız Sertel'den şu çok değerli bilgiyi paylaşmış; “Halide Hanım'la Adnan Bey (Adıvar) da geri döndüler.. Bir gün, annemle beraber Halide Hanım'ı Cağaloğlu'ndaki evinde ziyarete gittik.. Hiç unutmam, kapıyı Halide Hanım açtı ve ilk söylediği söz şu oldu; 'Sabiha! Mustafa Kemal haklıymış..' Annemle ikimiz donakalmıştık”
Mustafa Kemal Paşa'yı demokrat bulmadığı için, ülkeyi terk ederek, yıllarca yurt dışında yaşayan Halide Edip Adıvar, pişmanlığını işte böyle ifade etmiş..
Halide Edip, 1950 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden Meclis'e girer.. Demokratlar, Halide Edip'i anlayamazlar; onun yaptığı eleştirileri kulislerde, geçmişteki Amerikan Mandası yandaşlığına izafeten, “Ne olacak? Mandacı karı” diye küçümserler.. Halide Edip ise, Demokratlar için yakınlarına şunları söyler; “Ben o zaman öyle düşünmüştüm, bunlar ne yapıyorlar? Türkiye'yi Amerika'nın kucağına atıyorlar..” Halide Edip kısa bir süre sonra milletvekilliğinden ayrılacaktır..
Cumhuriyeti kuranlar inanı, Batı tipi bir demokrasinin gerçekleri hakkında günümüzün siyasetçilerinden ve aydınlarından çok daha şuurluydular.. Falih Rıfkı'nın şu tespitlerine bakar mısınız; “Kısa ve uzun vadeli hiçbir ödünç alma imkânı yoktu.. Her şey yapılacak ve 1911'den 1922 sonuna kadar dört harp geçiren, yanan, yıkılan, milyonlarca evladını kaybeden, üstelik bütün gelir kaynakları sıfıra inen, vatan yoksullarının parası ile yapılacaktı.. Bilmiyorduk.. Bir bilen ve öğreten de yoktu.. Mekteplerde okudukları veya okuttukları on dokuzuncu asır iktisat teorileri ile yeni devlete nasihat verenleri dinlesek, kollarımızı kavuşturup bir asır beklemeliydik.. 'Devlet demiryolu yapamaz, kitapta yeri yok' sesleri geliyordu.. Demiryolunu imtiyazlı yabancı şirketler yapmalıydı..”
Falih Rıfkı, Devletçiliğin yeni Türkiye'de milliyetçilik demek olduğunu, amaçlarının da, “Bu geri Asya memleketini, ileri Avrupa memleketi haline getirecek her şeyi temelinden kurmak olduğunu” belirtir.. Meclis kürsüsünde bir de “üç beyaz” parolası revaç bulmuştur; “Ekmeğimizi kendi unumuzdan yoğurmak, şekerimizi kendi pancarımızdan almak, bezimizi kendi pamuğumuzdan dokumak.. Ah bunda bir muvaffak olunsaydı.. 1923 kafası ve iradesi imkânsızlığa meydan okumuştur.. Doğru, eğri, eksik, tamam; fakat 'Türk'ün yapamayacağı' sabit fikrini yenmiştir..”
Doğan Avcıoğlu'nun belirttiğine göre, Falih Rıfkı Atay, 1933'de yayımlanan “Eski Saat” kitabında, 'Milleti yetiştirecek Kuvayı Milliye yöntemleri ne olabilir' sorusuna şu cevabı verecektir; “Halkçı ve devletçiyim.. Tek particiyim.. Hoca ve mürteciler, Tanzimat ve Bâbıâli, Galata.. Hep birlikte liberalizm ve demokrasi kazanını kaldırdılar.. Ekonomide liberalizm, Türkiye'nin kapılarını tekrar yabancı finans ve ticaretine açmak demektir.. Türkiye'de rekabet serbestliği demek, Türk bireyini yenmek demektir.. Türkiye'de jandarma devlet, tahsildar devlet, tüketici devlet kalktı.. O’nun yerine baba devlet, yol gösterici devlet, kardeş devlet, üretici devlet geldi.. Demokrasi Ankara'ya Bâbıâli'yi, Liberalizm Galata'yı getirir..”
Ne yazık ki, çok partili sistemin kaçınılmaz bir sonucu olarak, Kemalizm'in Lâik, Plânlı Karma Ekonomici, Milliyetçi ve Halkçı anlayışından sapmalar sebebiyle, bugün bu ikisi de gerçekleşmiştir..