Yusuf Salih Arıtürk

TEK PARTİLİ DÖNEMLER (2)

Yusuf Salih Arıtürk

Milli Mücadeleyi destekleyen Nazım Hikmet, 1922/1924 yılları arasında Moskova'da kalır ve Türkiye'deki rejime bakışı kökten değişir.. Mustafa Suphi'nin öldürülmesi hadisesi hakkında yazdığı bir şiirdeki şu ifade, bu köklü dönüşümün somut bir örneğidir; Motoru taşlıyorlar/Burjuva Kemal'in omzuna binmiş/ Kemal kumandanın kordonuna/Kumandan Kâhyanın cebine inmiş/Kâhya adamlarının donuna, uluyorlar..

Bu şiiri okuyunca annesi, “Kim bu burjuva Kemal Allah aşkına!” diye sorar.. Nazım'ın cevabı, “Sence kim anne?” olur..

Evet, Gazi Mustafa Kemal, artık 'Burjuva Kemal'dir! Neden mi? Sosyalist bir yönetim kurmadığı için, peki, kim haklı çıktı? Tabii ki, Mustafa Kemal Paşa..Çünkü, o hayalci değil, gerçekçiydi.. Kendini ideolojik bağnazlıklara asla kaptırmadan, zamanın şartlarına göre, milletin menfaati için yapılması gereken neyse onu yapmıştı.. Ne var ki Batı'nın ve içimizdeki işbirlikçilerinin öylesine derin bir zihin kontrolü ve öylesine derin bir tarih fukaralığı ile karşı karşıyayız ki, bugün bile, önümüzde güneş gibi parlayan bu tarihi gerçek idrak edilemiyor..

Ne yazık ve ne acıdır ki, Mustafa Kemal Paşa'nın, tüm mazlum milletler adına, emperyalizme karşı verdiği büyük mücadeleyi takdir eden aydınlar, bu ülkenin dışında çok daha fazladır.. Kemalizm'i bir virüs olarak niteleyen gafiller, Hindistan bağımsızlık savaşının büyük önderi Gandi'nin şu sözleri üzerinde düşünmelidirler; “Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar ben Tanrıyı İngiliz zannederdim..”

Attila İlhan, ülke gerçeklerinden ve milletten kopuk Liberal ve Sosyalist grubu şöyle özetler; “Osmanlı aydınları nasıl Batılılara bakarak liberal oluyorlardıysa, aynı biçimde, yine, Batılılara bakarak sosyalist oluyorlardı.. Sosyalizm, Osmanlı toplumunun nesnel koşullarında bir ihtiyaç haline geldiği için değil..”

Cemil Meriç boşuna, “Taklitten maymuna döndük” dememiş.. Türk düşünce tarihini, “Ülkesiyle göbek bağını koparan bir intelijansiyanın dramı” olarak değerlendiren Cemil Meriç, aydınlarımız hakkında şu tespiti yapar; “Bu bahtsız kafilenin, bayrağını taşıyacağı içtimai bir sınıf yok.. Vatanında gariptir.. Alkışlayıcısı ekalliyetler ve Avrupa..”

Doğru değil mi? Bu milletin zararına işler yapanları Batı el üstünde tutmuyor mu?

Kimse şu gerçek üzerinde düşünemiyor.. Bu ülkenin bir tek anayasası var.. Herkes bu anayasaya uymak zorundadır.. Peki, o zaman bu kadar partinin sebebi hikmeti nedir? Burada, Müslümanları bölünmemeleri için uyaran Kur'an ayetlerini de hatırlatmak da fayda var..

Enfâl 46: “Allah'a ve Elçisine itaat edin, aranızda çekişip birbirinize düşmeyin.. Yoksa gücünüzü/devletinizi kaybedersiniz..”

Âl-i İmrân 105; “Ve yine siz, sakın açık deliller geldikten sonra ayrılıklara ve anlaşmazlıklara düşerek, fırka/fırka bölünmeyin.. Böyle toplumları büyük felaketler ve bir azap beklemektedir..”

Batılı filozofların kitaplarını yutarcasına okuyan aydınlarımız, 'peygamber sözü' olarak nitelendirdikleri mukaddes kitabımızın içinde ne olduğunu merak bile etmezler.. Cumhuriyetin getirdiği kazanımların anlam ve önemini idrak edemeyen, ülkenin içinde bulunduğu iktisadi ve sosyal  şartları doğru tahlil edemeyen, halkı tanımayan, hatta beğenmeyen Batı hayranı aydınların, soyut bir devrimcilik edebiyatıyla, proletarya seviciliğiyle, Batı taklidi liberal politikalarla vardığımız yer meydandadır.. Atatürk'ün şu sözü her zaman için rehberimiz olmalıdır; “Milleti boş hayaller peşinde koşturarak zarara uğratmayınız..”

Yazarın Diğer Yazıları