Sağ'dan ve Sol'dan Atatürk Dönemi de dahil edilerek, tek parti döneminin, bilgisizce, bir bütün olarak, toptancı bir anlayışla eleştirildiğine şahit oluyoruz.. Aralarında; Türkiye'yi ayağa kaldıran, Türk Milleti'ni tarihi rolüne tekrar sahip kılan, Batı'nın İktisadi ve Siyasi vesayet zincirlerini parçalayan, bağımsız bir devlet olarak varlığımızı borçlu olduğumuz Kemalizm'in bir virüs olduğunu söyleyebilecek kadar, tarih fukarası gafiller de var..
Aslında, sağ/sol ifadesini de kullanmak istemiyorum.. Fakat, siyasi hayatımıza bu kavramları yerleştirdiler.. Halbuki, Batı'da gelişen bu kavramların bizde hiçbir karşılığı yok.. Evet, bu kavramların Batı toplumlarında bir karşılığı var, bize gelecek olursak iğreti bir elbise gibi üzerimizde duruyor.. Sosyalizm de öyle.. O da Batı'dan ithal, fakat daha Cumhuriyetin ilk yıllarında, başta Nazım Hikmet olmak üzere, hayâlperest aydınlarımız, sosyalizm mücadelesi verdiler.. Bir başka kesim ise, Liberalizmi ve Demokrasinin olmazsa olmazı olarak belledikleri çok partili sistemi savundu.. Hâlbuki, 1911'den bu yana sürekli olarak harplerle boğuşan, sadece 1. Dünya Harbinde 2.5 milyon evladını kaybeden Türk Milleti, Lozan'la ancak barışa ve huzura kavuşabilmiştir.. Ülkenin sınıf mücadelesi ile parti kavgaları ile kaybedecek zamanı yoktu.. Ne yazık ki aydınlarımız bu gerçeği değerlendiremediler..
Ülke şartlarını ve emperyalist devletlerin bu topraklar üzerindeki emellerini değerlendirmekten aciz Batı hayranı aydınlar, henüz daha milletleşememiş, güçlü bir milli ekonomi kuramamış bu ülkede bir an önce Batı tipi demokrasiyi hayata geçirmeyi amaç edindiler.. Bir azınlık aydın grubu ise Türkiye'nin sınıf yapısını, toprak ağalarının ve tutucu kesimlerin gücünü dikkate almadan, Rusya'daki gibi, sosyalist bir sistem hayali içerisindeydiler.. Bu, ülke gerçekleriyle bağdaşmayan düşüncelere, Batı'dan ithal ideolojilere iltifat etmeyen Atatürk, yakın tarihimizin acı tecrübeleri ve içinde bulunduğumuz şartlara en uygun yerli ve milli bir modeli benimsedi.. Eğer 1946'da çok parti macerasına girilmeyerek, Atatürk'ün plânlı karma ekonomi modeli sürdürülseydi, bugün, Batı'ya bu kadar bağımlı, borç sarmalı ve siyasi kaos içinde çırpınan bir Türkiye kesinlikle olmayacaktı..
Saadet Partisi Genel Başkanı sayın Temel Karamollaoğlu'nun, 2018 yılı Cumhurbaşkanlığı seçim propagandaları sırasında, FOX TV'de yaptığı değerlendirmeyi, Atatürk'ün tek parti dönemini insafsızca eleştirenler dikkatle okumalıdırlar.. “Şuna samimi olarak inanıyorum, Atatürk 2. Dünya Harbini yaşamış olsaydı, bugün Türkiye başka bir Türkiye olurdu.. Yani, hayattayken bile gidip de Hatay'ı Türkiye'ye kazandırması, o günkü şartlarda akıl almayacak bir iş aslında.. Yaşasaydı, bugün 12 ada bizim olurdu.. Kıbrıs, büyük ihtimalle Musul, belki Kerkük bizim olurdu.. 1950'lere kadar hayatta kalmış olsaydı, bugün kendimizin yaptığı uçakla uçuyor olabilirdik..”
Günümüzün siyaseti önce bu gerçeği görmelidir ve sonra da bunların neden gerçekleşemediğini sorgulamalıdır.. Ahmet Hamdi Tanpınar, 30 Temmuz 1960 tarihli günlüğünde, 'siyasetimizin hali' hakkında şu tespiti yapmış; “Solcu; gizli, ısrarcı ve cahil, Sağcı, milliyetçi geçinenlerin hepsi cahil ve kupkuru.. Ortadakiler darmadağınık..”
Günümüzde de böyle değil mi? Neden böyle? Çünkü, aydınlarımız ve siyasetçilerimiz okumuyorlar, kendi muhteşem tarihlerini bilmiyorlar bile.. Yüzyıllardır mücadele ettiğimiz Batı'ya hayranlar.. Bu adeta Stockholm Sendromu gibi bir şey.. Yani katillerine aşıklar.. Bugün Meclis'te, AB'yi 'Milli Hedef' olarak görmeyen bir parti var mı?