Türkiye’mizde milletimiz ekonominin duygusal sözlerle yönetilemeyeceğini gördü.. Bu yöntemle ekonomi yönetmeye kalkmak bu millet için felaket olur.. Ülkemiz survivor oyunu gibi yönetiliyor.. Ayakta kalanlar devam edecek, turu kaybedenler ise yeni tura bakacak gibi bir anlayış söz konusu.
Türkiye'mizin ne yazık ki hiper enflasyona doğru hızla ilerlediğini akıl ve ruh sağlığı yerinde olan herkes net olarak görüyor ve biliyor.. 1990'larda yaşanan hiper enflasyon ortamında ülkemizin üretimde ne kadar zorlandığını, vatandaşın tüketim kabiliyetlerini ortaya koymakta ne kadar zorlandığını milletçe biliyoruz ve bugün de yüce milletimiz böylesine vahim bir tablonun daha beteri ile karşı karşıya bırakılmıştır.
Faizlerin düşürüldüğü ortamda enflasyonun rekor düzeyde yükseldiğini gözlemledik.. Faizi düşürerek dövizi yükselttik, ihracata dayalı ekonomi yapacağız dendi ve ilk olarak bir Çin modeli dendi, daha sonra ise Türkiye ekonomi modeli dendi ama günün sonunda Ocak ayında cari açığın da zirve yaptığını gördük ve tarihimizin en büyük aylık cari açıklarından birini verdik.
Ekonomi duygusal sözlerle yönetilemez.. İşin esası şu ki; Sizin yüklediğiniz her yeni enflasyon, borç, döviz yükselişi aslında daha sonraki nesillerin, daha sonraki yöneticilerin yeni bir sorunla karşılaşması demek olur.. Resmi rakamların doğru olduğunu baz alacak olsak bile, %48'lik enflasyon gelecek ay %1 olunca millet rahatlamış olmayacak.. ÜFE %90'nın üzerinde.. Dünyada hiçbir ekonomi yoktur ki üretici fiyat endeksi tüketici fiyat endeksinin üzerinde olsun.. Bu zaten mantıksal olarak mümkün değildir.. Benim ürettiğim malı zararına satmam gerekiyor ki TÜFE ÜFE'nin altında olsun.. Hangi üretici zararına iş yapar.. Dolayısıyla ÜFE dediğimiz enflasyonun üzerinde bir enflasyon olduğu belli.. %48 diye açıklanan rakamın da doğru olmadığı net olarak ortada.
Türkiye'de problem, insanların çalıştıklarının, ürettiklerinin karşılığını alamamasıdır.. Temel problem tüketicinin tüketim kabiliyetinin düşmesidir.. Enflasyonla mücadelenin en temel yöntemlerinden biri, biz ürünlerin fiyatlarını aşağıya çekemiyorsak bireyin alım gücünü yükseltebilirizdir.. Böylece bireyin fiyat artışları karşısında cebinin yanmasının önüne geçilebilir.. Enflasyonla mücadele tek bir yöntemle olacak diye bir durum da söz konusu değildir.. Burada bütün çalışan kesimin gelir düzeyini arttırarak bir mücadele içerisinde olmak gerekir.. Almanya'dan bir gurbetçi geliyor, Bulgar Edirne'ye geliyor, ne kadar ucuz diyor.. Neden? çünkü parası var.. O'na pahalılık diye bir şey yok ama sıra yüce milletimize gelince pahalı, çünkü bu milletin parası varken tam 20 yıl içerisinde yok edildi!.. Öncelikle milletimizin para sahibi olması gerekir.. Enflasyonla birileri kaybediyor ama birileri de kazanıyor.. Haksız bir şekilde gelir transferi yapılıyor.. Yönetenler bu geliri adil bir biçimde paylaştırmak zorundadır ve bu da hükümetlerin işidir.. Öyle marketlere baskın yaparak enflasyonla mücadele edilmez.. Marketlere 2,5 milyar lira fahiş fiyat cezası kesilince bu marketler bu parayı da vatandaştan aldı ve dolayısıyla zarar eden yine vatandaş oldu.. O zaman bu parayı neden vatandaşa dağıtmıyorsunuz da kendiniz alıyorsunuz.. Bu bir paradoks.. Bu paradoksun daha ötesi de, siz bu 2,5 milyar lirayı bu marketlerden tahsil ettiniz, markette bu parayı doğal olarak çıkarmaya çalışacak da kimden çıkaracak? Tabii ki yine fiyatlara yansıtacak.. Dolayısıyla bugün hükümet sözde yaptırımlarıyla kendiliğinden bir enflasyon üretmiş oluyor.
Enflasyon vatandaşın sırtına yüklenmiş en acımasız vergi biçimidir.. Türkiye'deki enflasyonun sebebi maliyetler ve vergilerdir.. Bu dolaylı vergiler vatandaşımızın ve esnafımızın sırtında öyle bir yük oluşturmuş ki bunlar devlete de bir fayda sağlamıyor, hükümetin de kârına değil.. Bu vergiler enflasyon oluşturuyor, oluşan enflasyon dövize yansıyor, dövizdeki artış milletimizin bütçesindeki 500 milyar lirayı 250 milyar liraya düşürüyor.. Dolayısıyla bunun bir kârı yok.. Başka bir bakış açısı koymak lazım.. Vatandaşa para verelim, alım gücünü yükseltelim.. Bugün Nas var diyerek karşı çıkılıyor ama uygulanan faiz de bugün birçok ülkede olmayan yükseklikte bir faiz.. Öyleyse devlet bankalarından faizsiz krediler verin milletimize, neden vermiyorsunuz elinizi tutan mı var? Vatandaşı, üreticiyi desteklemek ve bunları faiz sarmalından kurtararak desteklemek lazım.. Faiz konusunda Nas var tamam da böyle bir sistemin içinde Nas var diyerek ardından faizi %14'te bırakamazsınız.. Samimiyetten uzak bir tavır olur.. Sonra faizde Nas vardı da Türkiye'nin en büyük medya şirketini 750 milyon dolara devlet bankasından kredilendiren kimdi? Faiz haram tamam da 750 milyon dolar vatandaşın parasını iç etmek helal mi? Kaldı ki, bu para geri bile ödenmemiştir!..
Vatandaşımız resmen din, diyanet adı altında kandırılıyor.. Ülkemizde dindar vatandaşlarımız rahatlıkla dinini zaten yaşayabiliyor.. Birilerinin helal dediği kur korumalı mevduat sistemi bu milletin cebindeki parayı yok etme sistemidir.. Bunu hukuki açıdan değerlendirirseniz, başkası yapsa suç dersiniz.. Dini açıdan değerlendirirseniz o da yasak.. Ekonomik bakımdan bugün yalancı bir bahar olur yarın herkes yine borç altında olur.. Dolayısıyla birilerinin faize haram diyerek getirip ortaya koyduğu sistem, bu milletin kalbine vurulan bir hançerdir.