Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonraki ilk bütçesi, batıdaki bir bakkal dükkanının bütçesi kadardı. Bu küçük bütçenin dahi, her yıl aralıksız %18 kadarı Osmanlı imparatorluğunun bıraktığı dış borcun ödenmesine ayrılıyordu.
Gazi Mustafa Atatürk döneminde düşmanların her yoldan aralıksız saldırı hesapları hiç eksilmemesinden dolayı, Atatürk bundan kurtulmanın yolunun çok hızlı kalkınma ile beraber çok güçlü bir orduyla mümkün olacağını biliyordu. Bu nedenle uzun yıllar bütçenin önemli bir kısmını askeri harcamalara ayırmak zorunda kaldı.
İtalya lideri Mussolini, Antalya bölgesine saldırıp işgal etmeyi hiç aklından çıkarmadı ve 1930’larda bu niyetini açıktan belli ederek Türkiye’yi tehdit etmeye başlayınca, Atatürk öyle kararlı bir karşılık verdi ki, Mussolini hedef değiştirerek zayıf bulduğu Afrika ülkesi Habeşistan'a saldırdı ve işgal etti.
Atatürk bir taraftan da bu kısıtlı bütçeyle, yabancıların eline geçmiş olan gelir kaynaklarımızı satın alarak ülkeye kazandırdı. Tütün rejisini 4.000.000 Franga, İstanbul rıhtımlar idaresini 40.000.000 Franga, Aydın Demiryollarını 2.000.000 İngiliz Sterlinine yabancı şirketlerden satın aldı ve milletin malı yaptı. Yeni birçok sanayi tesisi, fabrikalar ve uçak fabrikası yaptı.
Bu arada bir de dünyada 1929 ekonomik krizi patladı. Türkiye’de bundan olumsuz bir şekilde etkilendi. Krizden önce 15 kuruşa sattığımız buğdayı 2 kuruşa satar olduk. İşte bu şartlarda dahi ordumuz güçlü tutuldu ve ekonomik yatırımlar devam etti. Çünkü devlet ekonomiyi yönlendirdi, yönetti. Devletçilik, ülke yararına en iyi şekilde kullanıldı.
Şimdi bunlardan feyiz alarak dersler çıkarıp, bugünün siyasetini yeniden belirlemek zorundayız.
Ben, özelleştirmeleri durduracağım, satılanları geri alacağım diyen siyasetçiye oy vereceğim.
Ben, binlerce yeni fabrikalar yapacağım, ülkemi üreterek kalkındıracağım diyene oy vereceğim.
Yabancı finans kuruluşlarından faizle borç alarak yaşamak siyasetinden derhal vazgeçeceğim, üreterek kalkındıracağım, ülkede aç, işsiz insan bırakmayacağım diyene oy vereceğim ve alkışlayacağım.
Türk ordusunu en güçlü hale getireceğim, partilerin, dinci cemaatlerin hakimiyetinden uzaklaştıracağım diyene oy vereceğim.
Fethullah ve benzeri ülke düşmanı onlarca dinci örgütü temizleyeceğim diyene oy vereceğim.
PKK ve diğer bölücü faaliyetlerin beyin takımları ve arkasındaki yabancı desteğiyle mücadele edeceğim, dağdaki bir kaç çocukla değil, diyene oy vereceğim ve alkışlayacağım.
Yani, Atatürk ne yapmışsa onu yapmaya çalışacağım diyene oy vereceğim.
Diyeceksiniz ki, bunları yapacak bir parti mi var.
Biz, bunların hiç birini yapmayacağını söyleyen kişileri her gün alkışlamaya devam ettiğimiz için, bunları amaçlayan siyasetçi çıkmıyor. Yani kabahat biraz da bizde mi acaba? Kimleri alkışladığınızı iyi düşünün ve karar verin.