Siyaset, kanaatimce şark dünyasına mahsus pragmatik bir kavramdır.. Politika ise rasyonel akılcılık ile ilintilidir.. Uzun tarihsel süreçlerin sonunda Greko Latin dünyada felsefe, sanat ve humanizmanın özgür düşünceyi teşvik etmesiyle bilimin gelişmesinin yolunun açıldığı hepimizin malumudur..
Politika kavramı ise Avrupa kültüründe bu gelişmelere koşut biçimde rasyonel temellere oturtulmuştur.. Ortadoğu coğrafyasında ise politika yok, siyaset vardır.. Bu durum bu coğrafyaya özgü pragmatizmin doğal sonucudur.
Toplum ve liderler kendi zaaflarını bilmek bir yana, onları besleyecek ve sürdürülebilir hazları ile daha çok ilgilidirler.. O yüzden toplum bir binek hayvanı ve sürü misâli ve onu yönlendiren kişi de siyasetçi olarak addedilir.. Aslında Greko Latin kültürde politika, doğru ve yanlış olanı ayırt etmek, iktidara ulaşmak ve orada kalmak için hatasızlığı hedefler, bu nedenle merhamet kavramı sadece gerektiği kadardır.
Greko Semitik Ortadoğu kültüründe siyaset, pragmatizmi esas aldığı için algı yönetimi ve ön görülen ahlaki dayatmalara gereksinim duyar.. Onun için de doğrulanmış sanmalar daima parlatılır, itikadi esaslar kullanılır, dini alana sıklıkla müdahale vardır.. Özellikle Ortadoğu siyasetinde din, ulus bilincinin ayrılmaz bir kültürel bileşeni diye değerlendirilerek, ilgili coğrafyada "neyin milli neyin dini" olduğunun sınırları da iç/içe olduğundan siyasetçinin argümanlarının vazgeçilmezi haline getirilir.. Ancak politika ve siyaset her ikisi de "tilki ve aslan" karakterlerinin iç/içe olduğu kişiler ile doludur.. Unutmamak gerekir ki insan karanlık bir mahlûktur.. Bu nedenle politika ve siyaset kanaatimce hem etimolojik hem de kavramsal olarak farklıdır.. Birçoğu eleştirebilir ama, adına ne dersek diyelim nesnelerin doğallığı ya da eşyanın gerçeğinin araştırılmasının sadece bilimin ve rasyonel aklın görevi olduğunu düşünüyorum.. Dolayısıyla bu alanda dinsel hiyerarşinin yeri yoktur.. Zira, din bireysel vicdan ile ilgilidir, bireyselin topluma dayatılması ise onu din olmaktan çıkararak siyasal mutlak iktidar arzusunun yolunu açar ki, İslam Arap kültürünün Türk topluluklarını da absorbe ederek çağdaşlıktan uzak sosyal devlet kavramını kurgulatmayan en önemli açmazı bu noktada başlamaktadır.
Şarkın bitmek tükenmek bilmeyen sorunlarının temelinde ise bunun yatmakta olduğunun birçok kanıtını yaşayarak görmekteyiz.. Unutmamak gerekir ki insan karanlık bir mahlûktur.. Esas olan ise karanlık tarafına nüfuz edip onu aydınlatmaya gayret etmektir ve bu bir irfan meselesidir.. Kendi bencilliği ve aç gözlülüğünün güdülediği kişiler ve kendi seyisi olamayan kişiliklerin topluma seyis olmaya kalkmasının sonucu, toplumun ve insanlığın sadece kan ve ateşe düçâr olmasıdır!.