Yusuf Salih Arıtürk

MİLLETİMİZİN DERDİ BELLİ!

Yusuf Salih Arıtürk

Sokağa çıkıp da millete derdini sorduğunuzda alacağınız cevap genelde şu minvalde oluyor; Geçinemiyorum. işsizim, iş bulamıyorum, devlet kurumlarında hak ettiğim yere gelemiyorum, maaşlar çok düşük, çarşı/pazar çok pahalı, haksızlığa uğradım, hakkımı alamadım, istediğim işi yapamıyorum, istediğim okula gidemiyorum, yargıya güvenmiyorum, siyasetçilere güvenmiyorum v.s.

Bu cevaplar basit bir şekilde kategorize edildiğinde sadece iki klasör oluşturmak mümkün. Ekonomik sorunlar ve adalet sorunları klasörü.

Ülkeyi yönetenlerin ya da yönetmeye talip olanların, memleketin sorunları konusunda öncelikle doğru teşhis koymaları gerekir. Tıp biliminde malumunuz, yanlış tanı, doğru tedaviye götürmez.

2002 yılında AKP'yi iktidara getiren, halkın sorunlarına koyduğu doğru teşhisti. (Yasaklar, yoksulluk ve yolsuzluklar.)

Buna göre reçete hazırlanarak, yoksulluk sorunu ekonomi klasöründe, yasaklar adalet klasöründe, yolsuzluk ise her iki klasörde birden takip edildi. Gerek adaletle ilgili, gerekse ekonomi ile ilgili problemler ilk dönemde çözülürken, ehliyetli ve liyakatli kadrolar iş başına getirildi.

Milletin siyasete ve siyasetçiye olan güvenini artıracak icraatlar öne çıkarıldı. Yapılacak işler, aciliyet sırasına konularak kısa, orta ve uzun vadeli şekilde planlandı. Her eylemin ve her sonucun şeffaf bir şekilde izlenmesine imkan verildi ve bu husus önemsendi. Belli bir program dahilinde ve imkanlar nispetinde halkın gönlünü yapacak şekilde çözülmeye çalışıldı. Çözümler herkesin izleyebileceği bir şeffaflıkta yürütüldü.

Bu doğru tanı, etkili ve verimli bir siyasetin kapısını açtırdı ve AKP'ye hiç de ummadığı siyasi bir başarı kazandırdı. Ancak ilk dönemin ardından yapılan tüm doğruların tam tersi uygulanırken, bulunduğumuz mekanlarda aziz milletimizin aktardıkları görüşe göre; yasaklar, yoksulluk ve yolsuzluklar cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdı, AKP halk nazarında tarumar oldu ve yüce milletimiz ivedi bir şekilde erken seçim ister duruma geldi.

Önümüzdeki seçimlerde halkın beklentilerine sosyolojik yaklaşarak, halkın beklentisini tam ve doğru bir şekilde öğrenmeye çalışarak, halkın her kesimini sorgulayarak, etnik veya dini önyargılara takılmadan sadece halden anlayan siyasilerle muhatap olmak isteyen halkımız, kendisiyle ağlayan, kendisiyle gülen siyasetçileri özlüyor ve aynı duyguları paylaşabileceği insanları arıyor.

İşte bu yüzden tüm siyasi partiler, çalışmalarında bunlara dikkat etmeli ve halka asla yüksekten bakmayarak, gerçekten onların içinden biri olduğunu duygusal olarak hissettirmelidir.

Kıyıda/köşede siyasetin çokça konuşulduğu bu dönemde, yeni bir seçim süreci yaklaşırken, gerek iktidar, gerekse iktidar adayı muhalefetin olası seçimdeki başarısını halkın beklentilerine olan yaklaşımları belirleyecektir.

Yazarın Diğer Yazıları