Kurtuluş savaşımız, atalarımızın vermiş oldukları milli mücadele.. Kahramanların ve korkakların, vatanseverlerin ve vatan hainlerinin, ulvi gayelerin ve şahsi çıkarların çatıştıkları, yarıştıkları bir boğuşmanın adıdır.. Ve milletimiz yüz yıl aradan sonra aynı seçeneklerle karşı karşıyadır.. Ama bilerek, ama fakında olmayarak vitrindeki mevcut parti yönetimlerinin neredeyse tamamı, din kurumumuzun resmi ve gayrı resmi yöneticileri, basın/yayın ve iletişim kurumları, görüntülü/görüntüsüz medya kurumlarının tamamına yakını maalesef karşı tarafta yer alarak, ülkemizin çok yönlü sömürgeleştirilmesi yönündeki hizmetlerini aralıksız bir şekilde sürdürüyorlar.
Bu tarafta, yani Türk milletinin geleceğine sahip çıkan, Atatürk'ün gittiği yoldan gitmek isteyen az sayıda kurum ve sade vatandaş kaldı.. Bu vatansever sade vatandaşların, parti yönetimlerine etki edebilme imkanı da kalmadı.. Bir dış operasyon ve planlama ile parti yönetimlerini ellerine geçirenler, o partide gerçek Türk milliyetçisi bir tek yetkili bile bırakmadılar.. Atatürk yanlısı ve bağımsızlık yanlısı kimseyi bırakmadılar.
Partilerin tüm yetkili kadrolarını kendi kısır kötü niyetleriyle aşılanmış kadrolarla doldurdular ve ortada iyinin öne çıkma, yetki alma ihtimali kalmadı.
İşte bu gerçekler ışığında, biz partimize oy veriyoruz diyerek, ülke menfaatine ve Türk milletinin geleceğine büyük zarar veren yönetimleri seçenler ve bu millete bu olumsuzlukları yeniden yaşatanlar ülkemize verilen zararları tamamen desteklemiş oluyorlar.. Farkında olarak ya da olmayarak yanlış tarafta konuşlanıyorlar ve bu durum mevcut yönetenleri dolaylı yoldan besleyen tarihi bir yanlıştır.
Böyle olunca da 100 yıl önceki işgal kuvvetleri, bugün çok daha donanımlı bir şekilde ve Türkiye'de hiç Türk yokmuşçasına rahat ve engelsiz bir şekilde faaliyetlerini sürdürebiliyorlar.
Bu yolda yetiştirdikleri siyasetçiler, dini cemaatler, akademisyenler, sahte tarihçiler ve medya toplumun kendi içinde birbirini düşman ilan etmesi ve ülkeyi ayakta tutan milli ruhu silmesi için elinden gelen her şeyi fazlasıyla yapıyor.. Tüm bunlara yıllardır ülkeye taşınan rejim düşmanı kontrolsüz 10 milyona yakın mülteci de eklenince Türkiye'mizin önemli sorunlarının mevcut partilerin konuştuklarının çok ötesinde olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz.
İşgalciler ve hizmetçileri düğmeye basmadan vatandaşlarımız siyasi partilerin kısır çekişmelerinin ve geyik muhabbetlerinin dışına çıkarak daha ciddi sorumluluk almalıdır.
Türkiye’miz Suriye'den, Irak'tan, Libya'dan, İran'dan ve Kazakistan’dan çok daha kıymetli değerlere sahiptir.. Henüz büyük çoğunluğuna dokunulmamış petrollerimiz ve kıymetli madenlerimiz Türkiye’mizi fazlasıyla besleyecek durumdadır.. Ve emperyalist istilalara karşı 100 yıl önce yaptığı örnek kurtuluş savaşı, düşmanların intikam duygusunu körüklemektedir.
Türk Milleti böyle bir durumda benzer görüşte aynı yöne hizmet eden partilerin birbirlerine göstermelik saldırılarla birbirlerini beslemelerine ve kitleleri birbirine düşman etmelerine müsaade etmemelidir.
Bu kapı işgalcilerin en kolay girdiği ve toplumu istedikleri yere sürüklediği kapıdır.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mareşal/Gazi ve tek Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylemiş oldukları üzere; Bir millet, bir memleket için kurtuluş, esenlik ve muvaffakiyet istiyorsak bunu yalnız
“bir şahıstan”
hiçbir vakit istememeliyiz. Umumi kurtuluşu, yine umumi gayret temin eder ve bir millet, bir toplum yalnız bir ferdin gayretiyle bir adım bile atamaz.
Bu nedenle ülkemizin çok yönlü sömürgeleştirilmesi yönündeki hizmetlerini aralıksız bir şekilde sürdüren iç ve dış mihraklara karşı yüce Türk Milleti topyekûn bir mücadele içerisinde olmalıdır.