BM, AB, AİHM gibi uluslararası kuruluşların ve Türkiye ile ilişkili bazı ülkelerin Kıbrıs, Ermeni ve Kürt sorunu gibi kabuk bağlamış da olsa, bazı sorunlara kayıtsız kalması beklenemez.. Çünkü bu sorunların başka muhatapları da Kıbrıs ve Yunanistan gibi ya uluslararası örgütlere üyedirler ya da bu ülkelere dağılmış Ermeni, Kürt gibi halkların aydınlarıdır.. Haklı veya haksız bu sorunlara dikkat çekilmesi ve Türkiye’ye bazı tavsiyelerde bulunulması, Türkiye’nin bölünmesine yönelik değildir.. Çünkü bölünme Batı kurumlarının ve devletlerin lehine bir sonuç doğurmaz.. Türkiye topraklarının küçülmesi, Batı sermayesinin işine gelmez.. Çünkü o, ülkenin en uzak hücresine kadar mallarını ve sermayesini yayma isteğindedir.
Türkiye’yi bölme planları yapan bir ülkenin Türkiye ile diplomatik ilişkisi kesilir.. Bu ülke Türkiye’yi kaybeder ve hiçbir Batılı ülke Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamaz.
Madrid’de yapılan son NATO toplantısı da bunun kanıtıdır.. Türkiye, NATO’ya alınmak istenen İsveç ve Finlandiya hükümetlerinden Kürt sorunu nedeniyle aradığı kişilerin Türkiye’ye iadesini, Suriye’deki Kürt gruplara yardımdan ve bu gruplara ait göçmen nüfusun parlamentoda temsilinden vazgeçmesini istemiş, NATO ve bu iki ülke, Türkiye’nin bu isteğine olumlu yanıt vermiştir.. Sonuçta Türkiye’nin hatırına Kürtlerden vazgeçebileceğini göstermiştir.
Gerek ekonomik, gerek etnik sorunlarını çözmekte zorlanan, bunları çözmek için uygun yol ve yöntemler geliştiremeyen Türkiye’miz, içerideki sorunların yaratıcısı olarak yabancıları göstermekten vazgeçmelidir.. Bu söylemle siyasi iktidar, yarattığı ürküntü ile halkın kendi etrafında toplanmasını amaçlıyor.. Bu söylemleri tekrarlayan milliyetçi muhalefet ise iktidar değirmenine su taşıyor.