Yusuf Salih Arıtürk

KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ!

Yusuf Salih Arıtürk

Avrupa ülkeleri fabrika yapsın da bizi işçi olarak çağırsın diye 1950'lerden bu yana beklemek nasıl bir saflıktır ve nasıl bir  aldatmacadır.. Avrupa ülkeleri ve küresel şirketler ülkemize yatırım yapsın, kazansın da, bizi de amele olarak işe alsın diye 70 yıldır beklemek ne korkunç bir cahillik ve hainliktir.

Peki, bu yatırımları biz neden yapmıyoruz da, başkası yapsın da bizi amele olarak çağırsın diye bekliyoruz.. Biz neden fabrikalar yapmıyoruz..

İnsanlarımız partilerinden, cemaatlerinden,  yöneticilerinden neden bunları istemiyor?

Bunu yapabilecek kadar yeterli teknik elemanlarımız mutlaka vardır.. Dünyaya bilim öğreten yeterli insanımız vardır ve halen dünyanın en ünlü üniversitelerinde, kurum ve kuruluşlarında bilim üretmektedirler.

Hepsini kendimiz yapmak zorunda da değiliz.. Yapamadıklarımızı en uygun şartlarda gelip yapacak, çalıştırıp teslim edecek pek çok ülke vardır.. Ülkemizin birçok önemli demir çelik, petrol rafine ve alüminyum tesisleri bu şekilde yapılmıştı ve bunların yüzlercesini aynı şekilde yapmak mümkündür.

Evet, Cumhuriyetimizin banisi ve Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk yaptı, biz de yapabiliriz.

Eksik bırakılan; sadece milli ruhumuzu, Atatürkçü ileri görüşlülüğümüzü unutturmuş olmalarıdır ve onu da geri kazanmamız oldukça kolay.

Lüks duble yollara, en lüks otellere, en pahalı kanallara, köprülere harcayacak paramız varsa, demek ki her türlü sayısız fabrikayı yapmak için de yeterince paramız varmış demektir.

Çünkü yaptırmıyorlar, çünkü bağımsız değiliz, çünkü ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail'in, Avrupa Birliği’nin sömürgesiyiz.. İşte bu işgali, bu sömürüyü durdurmak en büyük ibadetimiz, en büyük idealimiz ve inancımız olmalıdır.

Bu teslimiyete karşı çıkmayanlar dinden imandan hiç bahsetmesin.. Bunu acilen durdurmayan, milliyetçilikten, dindarlıktan, halkçılıktan, ilericilikten, aydınlıktan, demokratlıktan, uygarlıktan, çağdaşlıktan asla bahsetmesin ve insan haklarından söz etmesin.

Bu tür ciddi yatırımlar her ülkede devletin öncülüğünde yapılmıştır.

Ya doğrudan devlet yapmıştır ya da her ortamı hazırlamış, devletin hizmetindeki özel sektörle (partinin hizmetinde değil, devletin hizmetinde) birlikte yapmıştır.

Özel kişiler en kısa yoldan en çabuk para kazanacak yatırımları yaparlar. Bizim ülkemizde bu kadar ciddi üretim yatırımlarını yapacak güçte ve anlayışta firmalar yok, çünkü bizim yerli sermayemiz yabancı sermayenin acentesi, ayakçısı olarak oluşturulmuştur.. İşleri, güçleri sadece milletimizin ortak mallarını çok ucuza kapatarak siyaset desteğiyle kısa sürede zengin olmaktır.

Bunun dışında vatansever, ülkesinin kalkınması için ömrünü feda eden işadamları sadece Atatürk zamanında kaldı.. Bugünküler yabancı sermaye siyasetinden bağımsız olarak ülke yararına yatırımlar yapabilecek inanca ve hürriyete sahip olmayıp, tamamı son yıllarda tamamen küresel firmaların siyasi ve ticari egemenliğine ve onların yönlendirdiği tüketime yönelik yatırımları yapmaktadırlar.. Bu nedenle toplumsal sorumluluklarından da uzaklaşmışlardır.

Öyleyse, ülkenin bütün gelir kaynaklarını, tesislerini, KİT'lerini ve fabrikalarını yabancılara teslim edenleri ve bu hainliğe engel olmayanları, yabancı sermaye gelsin de bizi kurtarsın diyen kısır siyasetçileri alkışlamaktan vazgeçmek gerek.

Osmanlıyı çökertip iflas ettiren, yabancı sermayeye verilen imtiyazlar oyup, yabancı sermayesinin kontrolüne girmesidir.

Türkiye Cumhuriyetini gerileten, Atatürk'ün milli kalkınmasından vazgeçiren de yabancı sermayenin uyguladığı siyasettir.

Ülkeyi yabancı sermayenin ekonomik ve siyasi gücüne teslim etmek Türkiye Cumhuriyetinin sonunu getirirken, ülkenin yarıdan çoğunu işsiz, aç ve cahil bırakmıştır.. Kendi milli kalkınma hedefi, ideali olmayan, hala yabancı sermayeden medet umanları alkışladıkça da bu durum değişmeyecektir.. Ülkeyi fakirleştiren, hazır bulunan gelir kaynaklarımızı da elimizden alan yabancı sermaye ve bunun siyasi uzantılarıdır.

Türk tarımının sonunu getiren ve ülkeyi İsrail'in kısır tohumlarına muhtaç edenleri, Anayasadan Türk Milleti kavramını çıkarmayı, rejimin adını değiştirip federasyonlara zemin hazırlamayı amaçlayanları,

Cumhuriyet’ten vazgeçmeyi akıllarından geçirenleri, gençliğin geleceğini teşkil eden tüm tesisleri, fabrikaları, madenlerini asıl sahibi olan gençlerin elinden zorla alarak çok ucuza yabancı şirketlere devredenleri alkışlamaya devam ettikçe bu mahkûmiyet asla bitmeyecek.

Gençliğin geleceğini satıp, 20 milyon genci aç, işsiz bıraktıktan sonra şimdi oy almak için gençliğe şirin görünenlere gençler fırsat vermez. Evvela satılanlar geri alınarak gençliğe geri verilsin ve üstüne de binlerce fabrikalar kurmak hedeflensin.. Bunu yapmayacak hiçbir siyasetçiyi semtinize, köyünüze sokmayın ve alkışlamayın.

Evet; Türk gençliği tünelden önceki son çıkışta bulunuyor.. Size yaklaşan siyasetçilerin yakasına yapışın ve aynen bunları söyleyin.. Bunun dışındaki sözlerini dinlemeyin bile.

Atatürk toplu iğne yapamayan topluma birkaç yılda uçak yapmayı öğretmiştir.. Çünkü bu millet Türk milletidir.. 1000 yıl bir şey ürettirmemeleri milletin kabahati değil, yöneticilerin kabahatidir.

Aynı millete Atatürk gibi bir yönetici birkaç yılda uçak motoru yapmayı, göklerde uçak uçurmayı öğretmiştir.. Yalnızca bu millete kendi milli tarihini öğretin yeter, gerisini onlar yapar..  Atatürk gençliği, kendilerinden oy isteyenleri Atatürk'ün yolundan gitmeye mecbur edecek ki, bu milletin ve bu gençliğin geleceği tamamen buna bağlı.

Yazarın Diğer Yazıları