Şu sıralar Kıbrıs yine dünyanın gündeminde ve öyle anlaşılıyor ki, daha uzun süre adadaki çözümsüzlük devam edecek.. 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs üzerine askeri harekat yapıldığında Türkiye, adanın yüzde kırkını zapt etmiş bulunuyordu.. Harekat, Kıbrıs’ı Yunanistan’a katmak isteyen Samson darbecilerine karşı yapılmıştı.. Adanın statüsünü değiştirmeye yönelik hareketlere karşı İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantör devlet olarak müdahale hakkı vardı.. Müdahalenin hemen ardından faşist Yunan cuntasından destek alan Samson yönetimi yıkıldı ve iktidardan uzaklaştırılan Makaryos yeniden işbaşına geldi.. Eski statüye dönüldüğüne, daha doğrusu statüyü değiştirmeye yönelik darbe alt edildiğine göre, askeri kuvvetlerin geri çekilmesi gerekirdi.. O tarihlerde Ankara’da müdahaleyi işgal diye niteleyen ve kınayan bir bildiri dağıtıldığı için aydınlıkçılar gözaltına alınmıştı.. Ecevit/Erbakan ortak hükümeti, bunu emperyalistlere karşı bir kahramanlık hareketi olarak hararetle savunuyor ve sağlı/sollu kamuoyunun övgüsünü alıyordu.. O zamanın öğretmen örgütü olan TÖB-DER yöneticileri, askeri harekatı öven bir tutum almış ve hatta öğretmenler arasında ordu için yardım kampanyası da yapılmıştır.. Kıbrıs’taki statü, nüfusuna göre Türk nüfusuna olağanüstü elverişli koşullar taşıyordu.. Yedi kişilik bakanlar kurulunda üç bakan ve cumhurbaşkanı yardımcısı da Türk’tü.. Askeri müdahaleden sonra Türklerin eline geçen adanın yüzde kırkı Türkiye’den yönetilmeye başlandı.. Adına önce Federe Türk devleti daha sonra ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti denildi. Kıbrıs konusu neden yine bir çözümsüzlükler yumağına dönüştürüldü ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini bunca yıldır neden hiçbir devlet tanımıyor diye düşünmeden edemiyor insan.