Yusuf Salih Arıtürk

KAYNAKLAR, VERİMLİ KULLANILMIYOR

Yusuf Salih Arıtürk

Ülkemiz, elindeki tüm kaynakları etkin ve verimli kullanmayı bir  türlü başaramadı.. Uygarlık seviyesi bizden yüksek olan ülkeler bu sorunu çok kısa zaman içerisinde çözdüler.. Hem de her şeyin yerle bir olduğu 2. Dünya Savaşından çıktıkları halde.. Mağlup olanı da galip geleni de bizi geçti..

İsveç gibi hiçbir kaynağı bulunmayan, buzul çölü sayılan bir ülke bile, dünyanın en müreffeh, en zengin, en mutlu ülkelerinden biri oldu.. İklim ve coğrafya açısından çok şanslı bir ülke olmamıza rağmen, Avrupalılar gibi bunu bir avantaja çeviremedik ve kullanamadık.. Geçenlerde kaybettiğimiz Doğan Cüceloğlu'nun bu konuya ilişkin cevabı oldukça anlamlı:

-Ne “ben” olabildik, ne de “biz”...

Gelişmiş ülkeler “birey” olabilmeyi başardılar, bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki tüm engelleri kaldırdılar..Kurdukları tüm sistemleri, bireyin din, vicdan, düşünce ve ifade özgürlükleri üzerine inşa ettiler.. Maalesef bizim gibi toplumlarda, bu kavramlar gelişmenin ve ilerlemenin araçları olarak kabul görmüyor bile..

Bu yüzden, coğrafi zenginlikleri kat/kat fazla olan Pakistan ile bir bataklığın üzerine kurulu İsveç arasındaki farkı anlamamız da zorlaşıyor.. Olaya bizim gibi bakanlar, bireysel hak ve özgürlükler, sosyal adalet, toplumsal eşitlik gibi kavramlara kalkınma planlarında öncelik vermiyor, “sonra hallederiz” diyerek sümen altına itiyorlar..

Öncelik ise şatafatlı binalara, kaliteli yollara veriliyor.. Bu yollarda iyi arabalara bindiğimizde kalkınacağımızı, gelişeceğimizi zannediyoruz.. Temel eğitim  müfredatımızda “birey” olarak yetişebilmeyi sağlayan bir perspektif yok.. Kendi ayaklarının üzerinde duramayan, kendi hayatını kuramayan, kendi geleceği ile ilgili kararları kendisi veremeyen bir nesilden geleceğe ilişkin hangi beklentiye girebilirsiniz ki?..

Avrupa toplumları bugünkü seviyeye tesadüfen gelmediler..15.yüzyıldan sonra başlayan aydınlanma hamleleri, bireysel hak ve özgürlükler, sosyal adalet, sosyal eşitlik ilkeleri üzerine inşa edilen yeni yapılar ve sistemler sonucu vardılar bu noktaya.. Gerçekler bazen acıtır ve incitir!..

İnsanımızı sürünün bir parçası olarak değil, bütünü oluşturan bağımsız bir parça olarak görmeli ve öyle yetiştirmeliyiz.. Bireyselliği, bireyin temel hak ve özgürlüklerini bir türlü sindiremiyoruz.. Bu anlamda birçok davranışı olgunlukla karşılayamıyoruz..

Her şeyi tartışamıyor, konuşamıyor, eleştiremiyoruz.. Kendi ayaklarımıza kendi ellerimizle vurduğumuz prangalar sebebiyle, yarışa gerilerden devam ediyoruz..

Bizi çıkışa götürecek, yarışın ön safına taşıyacak şekilde bireyin özgürlüğü üzerindeki tüm gölgeler ortadan kalkmalı..

Bireyin gelişmesine kim mani oluyorsa; başta devlet kurumları, yasalar, cemaatler-cemiyetler, aile, mahalle, lider, yönetici baskılarının tamamını yok etmek bu millet için kaçınılmaz bir mecburiyettir.. Biz olabilmenin yolu  ben olmaktan geçiyor.. Ben olabilmek için de bu temizliği yapmamız şart.. Bireyin tüm hakları ve özgürlükleri, yasama, yürütme ve yargı erklerinin tamamı ile amasız ve fakatsız, listeye ekleme ve çıkarma yapmadan koruma altına alınmalıdır..

Proaktif bir ülke olabilmenin, dünyanın geleceğini iyi görüp ona göre pozisyon alabilmenin, söz dinleyen değil, sözü dinlenen bir ülke olmanın yolu da buradan geçiyor.. Bugüne ve yarına ilişkin umutlarınız bitmişse; “geçmişe heveslenmekten” başka yapabileceğiniz hiç bir şeyiniz kalmaz.. Yolun yarısında geriye dönmeyi düşünürsünüz.. Kaynaklarımızın her zerresini kullanarak gelişmek, ilerlemek, büyümek istiyorsak, şapkamızı önümüze koyarak tekrar düşünmek zorundayız..

Tarihimizden ders alarak, hedeflerimizin önündeki her engelle yüzleşmek zorundayız..

Ertuğrul Gazi, Fatih ve Atatürk gibi ecdatlarımızın anladığı şekliyle dünyayı anlamalı, büyük bir cesaret ve kararlılıkla yolumuzdaki her engeli aşabileceğimize inanmalıyız...

Yazarın Diğer Yazıları