Yusuf Salih Arıtürk

İÇTEN ÇÖKMEK!..

Yusuf Salih Arıtürk

İngilizler yetiştirdikleri Topal Molla, Lawrence gibi ajanları içimize her zaman kutsal dinimizi kullanarak göndermişlerdir.. Türkçe öğrenip adını değiştiren Arminius Vambery’de dini kullanarak Türklerin arasına Reşid Paşa adıyla karımış ve devletin en üst makamlarının arasına girmişti.

Vambery, önce Türkçe öğrendi, sonra dinini, kılığını ve adını değiştirdi. Türklerin arasına Reşid Paşa adıyla karıştı ve devletin en üst makamlarının arasına girdi.

Sultan Abdulhamid'le dostluk kurdu ve güvenini kazandı.. Ardından Anadolu ve Orta Asya seyahatine çıktı.. Artık o bir dervişti.. Tam 4 yıl Osmanlı topraklarında kaldı.. Osmanlıcayı mükemmel denebilecek kadar iyi konuşuyordu ve hiç kimse ondan kuşkulanmadı.

Herkes tarafından büyük saygı ve ilgi gördü.. Taa ki, yıllar sonra Londra’ya döndükten sonra anılarını yazınca deşifre oluncaya kadar.

Anılarında şunları yazıyordu; “Derviş kimliğiyle aralarına girdim..”

Eğer hakiki hüviyetim meydana çıkmış olsaydı, değil burada, Osmanlı Sefarethanesi’nin has itibarlı misafiri olabilmem, hayatım dahi tehlikede olurdu.. Ben Reşid Efendi, sefirin has misafiri ve dostu olarak, bu Türk hacıları nezdinde gün geçtikçe itibar sahibi oluyordum.

Öyle saf ve mert insanlardı ki, kendi hayatlarında yalan söylemedikleri için, hiç kimsenin ne sebeple olursa olsun yalan söyleyebileceğine, hele, hakiki hüviyetini saklayacağına asla ihtimal vermiyorlardı.

Türkler en mert, saf ve güvenilir insanlardır.. Muhataplarını da kendileri gibi bilirler ve her söylenene itimat ederler.. Bilhassa dini ve manevi bahislerde kimsenin yalan söyleyeceğine asla ihtimal dahi vermezler.

Benim tam bir derviş hüviyet ve şekli içinde ve alıştıkları üslup ve hususiyetlerle aralarına girdiğim Türkmenler, kısa zamanda öylesine bağlandılar ve inandılar ki, kazancımı tarif edemem.

Birçok hastalar benden iyi nefes istiyor, bazısı hekim olduğumu zannederek tedavilerinin yollarını araştırıyorlar, bazısı ilaç yapmamı rica ediyorlardı..  Ve, ancak sorulan suallere cevap verdim.

Binlerce kadın, çoluk çocuk, kız, ihtiyar, genç etrafımızı sardılar.. Birbirinin üstüne yığılmış bizi görmek, sevap olur diye ellerini üstümüze sürmek, ellerindeki testilerinden bizlere birer yudum içirdikten sonra bu suyu her derde şifa olarak saklamak, hayır duamızı almak için rahat nefes aldırmaz olmuşlardı.

Türkmenlerin hepsi İslam’dır.. Yalnız dinini de hakiki manasıyla bilmezler.. Birkaç kelime din konuşan başlarına imam olur.. Ben de onu yaptım.. Kaynak: İngiliz casusu “Vambery’nin Günlükleri”

Şimdi bir de günümüzde ‘’alnı secdeye değen’’ ve bu ibadetini hak için değil, çıkarı için yapanların dini pratiklerini akıl süzgecinden geçirin ve hafızanızı tazeleyin; bakalım, nasıl iğrençlikler anımsayacaksınız?

Çocuklara tecavüz eden din adamları, hoca, vaiz, din dersi öğretmenlerini, dinci vakıf mensuplarını, yurtlarda yaşanan utançları, esnek ilişkileri, paramızı çalanları, anamıza sövüp köşe olanları, ayetlerle alay edip, dindar görünenleri ve milleti ayetlerle terbiye etmeye çalışanları.

Anımsayın bunları; anımsayın ve tanıyın dini kullananları.. Tüm pisliklerini dinle örtmeye kalktıklarında ortada ne din ne de dine saygı kalır mı? Bu soru sorulduğunda kimisi “kabahat dinin mi, siz zaten dinsizsiniz” yaftasını yapıştıracak kadar da “beyinsiz..”

Kabahat elbette dinin değil ama dini kullanan dinsizlere vize veren kim? "Alnı secdeye değsin de ne olursa olsun” diyen kim? İnanıyorum dediği dinin kitabını okumayan, doğru düzgün öğrenmeyen, din ile kolayca kandırılan kim? İşçiyi taşerona ezdiren kim? Halkı köleliğe ve çöplüğe mahkûm eden kim? 98 yıllık Cumhuriyet birikimimizin yok olmasına izin veren kim? En önemlisi de bunları yapanlara vize veren kim?

Ne mi öneriyorum? Tabii ki Atatürk’ün yolunu.. Elbette laikliği.. Bilimsel eğitim, demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet ve akıl.

Ve Mustafa Kemal’in sözünü hatırlatmak istiyorum; “Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir.. Adeta halkı bir kapana kıstırırlar.. Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir.

Evet, seçim milletimize ait olacaktır; Ya Atatürk’ün yolunu izleyecek ya da kapana kısılmış bir fare gibi öylece kalacaktır!..

Yazarın Diğer Yazıları