Ülke olarak öyle bir hale geldik ki herkesler bir şey olmaya alıştırıldı.. Liyakatsiz onca insan ülkede söz sahibi olabilmek adına kılıktan kılığa girer olmuş vaziyette..Bilgi birikimi olmayan, dünyadan bi haber, sorsanız soracağınız soruya mantıklı bir cevap alamayacağınız, kültür abidesi gibi gezinen ne kadar bir kültürsüz varsa arkalarına aldıkları siyasi güçle bir yerlere gelebilmenin hesaplarını yaparak, ayakların baş başların ayak olduğu güzelim ülkemizde bir yerlere gelebilmenin koşuşturması içerisine girmişler.. Aslında bu tür insanlara kızmamak gerek, kendilerine bu imkanı verenleri sorgulamak çok daha doğru olur kanaatimce..
Bir zamanlar Fahrettin Kerim Gökay adında İstanbul’un en hırslı Valisi olarak nam salan ünlü bir vali varmış.. Çok kısa boylu olan Gökay’ı sempatik bulan halk, kendisine “Mini mini valimiz, ne olacak halimiz?” diye tempo tutarlarmış.. Fahrettin Kerim’in hocası, kendisi gibi Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı olan Ordinaryüs Profesör Mazhar Osman’mış.
Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Valisi olunca Mazhar Osman şunları söyler; “Onu iyi tanırım, benim yanımda yetişti.. Yetenekli ve hırslıydı.. Bir an önce yükselmek istiyordu.. Sonunda Ordinaryüs Profesör oldu ama üniversitede bunun üstünde bir makam yok!.. Şimdi valiliğe getirildi.. Yakında milletvekili, sonra da bakan olmak isteyecek ve sanırım olacak.. Sonra başbakanlığa gelmek isteyecek.. Türkiye’de bu da olabilir.. Siyasetin en yüksek makamı Cumhurbaşkanlığı, belli olmaz, Cumhurbaşkanlığına da getirilebilir.. Fakat daha sonra
"PEYGAMBER"
olmak isteyecek ki, işte o zaman onu yine bana, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne getireceklerdir!..”
İşte bu yüzden güzelim ülkemizde herkesten bir şey olmamalı!..