“On bir ayın sultanı” döndü dolaştı ve yine geldi.. İnançların evrimiyle İslamiyet’e de giren, başka dinlerde de farklı biçimlerde tutulan oruç, insanlığın hâlâ bir ihtiyacını karşılıyor olmalı.. Ramazan inanç boyutundan başka kültürel bir özelliğe de sahip.. Gazetelerin köşe yazarlarından yaşı ilerlemiş olanlar; “Nerede o eski ramazanlar?” diye yazılar döktürür, çocukluklarında yaşadıkları ramazan eğlencelerini yazarlar..
Günlerin kısa olması nedeniyle oruç tutmak kış mevsiminde daha kolay, hem günlerin uzunluğu, hem bütün gün sıcaklarda çalışma zorunluluğu nedeniyle yaz aylarında daha zor olur.. Hastalık gibi zorunlu nedenlerle oruç tutamayanlar Allah’a borçlanır, tutamadıkları günlerin orucunu daha sonra tutarlar..
Mahallelerde başlangıcı bilinmeyen tarihten beri Ramazan davulu çalınmaktadır.. Davulcular bir ay boyunca mahalleleri gezerek, hane sahiplerine seslenir ve evin ışığı yandıktan sonra yollarına devam ederlerdi.. Ramazan bayramı günü, davulcular ev/ev gezerek bahşiş toplardı.. Verilen armağanlar börek, helva gibi yiyecekler veya harçlık olurdu.. Büyük şehirlerde ramazan davulundan rahatsız olanları duydukça hayret ediyorum.. Ramazan davulu ve makamla okunmuş bir ezan gibisi var mı?..
Arkadaşlarla telefonlaşmamızda; “Ramazan sizin oraya uğradı mı?” diye şakalaşırız.. Gerçekten Ramazan eskisi kadar pek hissedilmiyor.. Kim oruçlu, kim değil bilmiyoruz.. Davulcumuz da yok.. Son yıllarda oruç tutmayanların bir hayli arttığı gözleniyor.. Oruç tutmak geriliğin ve gericiliğin, tutmamak ileriliğin ve ilericiliğin ölçülerinden biri değildir.. Bunu daha çok kültürle ve gelenekle ilgili saymak gerekir.. Asıl ölçü, insanlığın ezilmekten, sömürülmekten kurtulması için ne düşündüğümüz ve ne yaptığımızdır.. Bu dünyayı cennet yapmak isteğinden daha büyük “sevap”, daha büyük “hayırseverlik” var mıdır?
Oruç tutanların büyük çoğunluğu yoksullardır, çünkü onların Allah’tan başka arkalarını dayayacakları bir güç yoktur.. Dolayısıyla, onlar adaletli bir düzeni kuracak asıl potansiyel gücü oluştururlar!..