TÜİK’e göre tüketici fiyatlarındaki %20 artışa karşılık bağımsız kuruluşların açıkladığı rakam ise tam olarak %50’ye ulaştı. Israrla faiz sebep, enflasyon sonuç deniliyor ama Merkez Bankası’nın faizi 3 puan düşürmesi ve aynı dönemde hazinenin borçlanma faizlerini %3 artırmasıyla beraber dolar kuru 8,30’dan 9,70’e yükseldi. Bu artışın bir süre sonra doğal olarak enflasyona yansıması tabii ki olacaktır. Kur arttığında fiyatlar da artıyor. Bazı temel ürünlerin fiyatında tüm dünyada bir miktar artış varken, Türkiye’deki enflasyonun ana sürükleyicisi ise kur artışları oluyor. Bunu hiç kimse inkâr edemez ve döviz kurundaki kontrol elden tamamen kaçırılmıştır.
Enflasyon düşürülmek isteniyorsa öncelikle ülkemizde güven ortamı oluşturulmalıdır. Güven olmadan yatırım, üretim, ihracat olmaz. Alın teri olmadan ülkemizde enflasyon düşmez ve işsizlik artmaya devam eder. Güvenin olmadığı bir ülkede ekonomi düzelmez. Ekonomi düzelmedikçe de bereketli topraklarımızdan bolluk elde edemeyiz.
Son açıklanan rakamlar sadece bugünkü yüksek enflasyonu haber vermiyor ve aynı zamanda üretici fiyatlarındaki artışın bir sene sonra tüketici fiyatlarına yansıyarak enflasyonun daha da artmaya devam edeceğini gösteriyor.
Bugün geldiğimiz noktada üretici enflasyonu 2001 dönemiyle karşılaştırıldığında o dönemin dahi %13 üzerindedir. Yani, milletçe 19 yıl öncesinin enflasyonunun bile 13 puan üzerine çıkartılmış durumdayız. Yakın tarihin en yüksek üretici enflasyonuyla karşı/karşıyayız. Bu üretici enflasyonu bir süre sonra tüketici enflasyonuna dönecek ve artan maliyetler vatandaşlarımıza yüksek fiyatlar olarak daha fazla yansıyacaktır.
Yanlış tezlerle sisteme dayata/dayata ülkemiz ekonomisi berbat bir hale getirildi ve bu enflasyon ülkemizde hukukla ve adaletle, temel hak ve özgürlüklerle, şeffaflıkla, hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla, gerçek bir demokrasiyle, dürüst ve ehil kadrolar işbaşına geldiğinde, planlı programlı ekonomi yönetimliyle, akılla ve bilimle düşebilir.