Hakim ulus milliyetçiliği, eğitimcileri esir almıştır.. Onları, olgun insanın en temel özelliğinden biri olan empati yapmasını bile engellemektedir. Yunus Emre’nin “Sen sana ne sanırsan, ayrığa da onu san/Dört kitabın manası budur eğer var ise” diye yedi yüz yıl önceki öğüdü de onlara bir şey anlatmıyor.. Yunus Emre’yi çok sevdiğini söyleyenler, konu kendin için istediğini başkası için de istemeye gelince kulaklarının üstüne yatıyorlar.. Türk aydınlanmacıları (aydınlatıcılar ve aydınlananlar, bu konuda aydınlatmamak ve aydınlanmamak için ayak diremektedirler.
Mesela, bir Türk milliyetçisi, başka ülkelerde azınlık Türk topluluklarının devam ettiği okullarda Türkçe yasaklanmış olsaydı, bunun için ne düşünürdü? Yunanistan’da Bulgaristan’da, Rusya’da, Çin’de, Kerkük’te göçmen yerleşiminin yoğun olduğu Avrupa ülkelerinde ve Türk nüfusun ancak yedide bir olduğu 1974 öncesindeki Kıbrıs’ta?
Evrensel bir insan hakkı olan bu konu, Türkiye’de ancak 1990’larda Kürtlerin durumu ile ilgili olarak gündeme geldi.. Büyük bir Kürt kalkışması yaşandı.. Kürtlerin devletten ne talep ettiği ve bunların arasında anadilinde eğitimin ağırlığı tam bilinmese de, Türk aydınları, halkçı mücadelenin mirasına sahip öğretmenler arasında ana dilinde eğitimin pek de haksız bir talep olmadığı yolunda anlayışlar gelişti.. İlk kurulan iki öğretmen sendikaları bunu programlarına bile aldılar. Hükümet sırf bu yüzden bunlardan birini kapatmaya kalktı.. Sendika, bunu ancak tüzüğünden çıkararak kapanmaktan kurtuldu.. Sendika ise ise bu konuyu gündeminden tamamen çıkardı.