Değişen toplumların kendileriyle birlikte yeni sorunlar üretmesi gibi, eğitimde sürekli yeni sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.. Bunların bir kısmı teknolojik gelişmelerden, bir diğer kısmı ise toplumun anlayışından kaynaklanır.. Ülkeyi yönetenlerin ideolojik tercihleri de eğitim sorunlarının oluşmasında büyük rol oynar.
Türkiye’mizin eğitim sorunları dün de vardı ve ülkemiz bugün de büyük eğitim sorunlarıyla karşı karşıyadır.. Kuşkusuz yarın da bu sorunlar eksik olmayacaktır. “Günümüz Türkiye’sinde en önemli eğitim sorunu nedir” sorusuna toplumun çeşitli kesimlerinden farklı yanıtlar gelmesi doğaldır. İş çevrelerine göre, eğitim alan kişilerin sanayi geliştirecek teknolojik birikimden uzak olmaları en büyük sorun sayılırken, toplumun laik kesimlerinin gördüğü en büyük sorun ise eğitim müfredatının git gide dincileştirilmesidir.. Dinciler ise dindar bir gençlik yetiştirememekten yakınmaktadırlar.. Öğrencileri barındıracak yurt eksikliği başlı başına halk çocukları için bir sorundur.. Üniversitelerin özerkliğinin olmayışı ve buralardaki kadrolaşma, başlı başına bir yükseköğretim sorunudur.
Eğitimcilerin bilmezden geldikleri, bilseler de ağızlarına almaya çekindikleri bir sorun var ki, Türkiye’de eğitimin başta gelen sorunu sayılsa yeridir.. Bu, milyonlarca çocuğun kendi anadilinin okullarda yasaklanmış olmasıdır.. Gerçekten de eğitimde bundan daha büyük bir facia düşünülemez.
Çünkü bir kişinin, özellikle çocuğun ana dili onun en önemli manevi varlığıdır.. Anadilinin okulda konuşulmasının yasaklanması bir çocuğun küçük yaşta zorla anasından koparılması gibi bir şeydir.. Böylece o kendi kültürel dünyasından da koparılmış olur ve kültürel bir yetim durumuna düşer.
Bizdeki gibi hakim millet milliyetçiliği ile şartlanmamış bütün eğitimciler, çocuk için anadilinin önemini bilirler.. Bu nedenle az veya çok demokratikleşmiş hemen bütün ülkelerde çocuk, anadilini okulda öğrenmekten yoksun bırakılmaz.. Türkiye’de ise bu konu şaşırtacak derecede bir tabu olmaya devam ediyor.