Yusuf Salih Arıtürk

DÜŞMANINA SARILMAK

Yusuf Salih Arıtürk

15 Temmuz hain darbe kalkışmasının başı olduğu bizzat dile getirilen BAE Veliaht Prensi Zayed Al Nahyan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi ülkemiz ulusal basınının da manşetlerindeydi. Daha önce ulusal basınımızın; “Şerefsiz”, “Ajan”, “Casus” dedikleri BAE ile yapılan anlaşmalara şimdi övgü dolu sözlerle yer verilmesi ülkemizde olduğu kadar şehrimizde de vatandaşlar arasında en çok konuşulan konuların başında geliyordu.

Türkiye’miz 1949 yılında İsmet Paşa'nın Cumhurbaşkanlığı, Şemsettin Günaltay'ın Başbakanlığı döneminde Dünya Bankası'ndan Türk ekonomisini incelemek üzere heyet gönderilmesini ister. Hükümet Dünya Bankası heyetinin vereceği raporu inceler ve gerekli kararları alır.

Dünya Bankasından Barker başkanlığında 15 kişilik bir heyet gelir ve Türk ekonomisini inceler. Ancak bu arada 14 Mayıs 1950 seçimleri yapılır. Celal Bayar Cumhurbaşkanlığına seçilir ve Adnan Menderes de yeni hükümeti kurar.

İsmet Paşa'nın davet ettiği Dünya Bankası Heyeti, raporunu seçimden sonra Celal Bayar'a verir.

Raporda özetle, Türkiye'nin ağır sanayiyi bir tarafa bırakarak, tarıma ve Bayındırlık hizmetlerine yönelmesi isteniyordu.

Uçak, makine üretimi gibi alanlardaki ağır sanayi çalışmalarını durdurması, demiryolları yerine, karayollarına öncelik vermesi isteniyordu.

Menderes hükümeti bu önerileri büyük ölçüde benimser ve dış ekonomik ilişkilerde Amerika'ya öncelik vererek, Amerikan şirketlerinin çıkarlarını kollayan bir yaklaşım içerisinde olur.

Bu amaçla, 10 Ağustos 1950 tarihinde Türkiye'nin petrollerinin işletilmesinde bir Amerikan şirketine imtiyaz vermeyi kabul eder. 9 Ağustos 1951 de çıkarılan bir yasayla da yabancı şirketlere daha geniş imtiyazlar tanınır.

Ancak 1953 Ağustos ayında Amerikan Dış İktisat Politikası Planlama Komisyonu Başkanı Clarence Randall, Türkiye'ye gelir. Verilen imtiyazları yetersiz bulur ve yeni bir yasa daha hazırlatır. Kendi deyimiyle, Dünyanın en liberal Yabancı Sermaye yasasını Ocak 1954 tarihinde mecliste kabul ettirir.

Atatürk zamanında yabancı şirketlerin millileştirilmesi ve Türk vatandaşlarının ortak malı yapılması politikaları, tamamen tersine döndürülür ve bu yasa, uygulamada hemen sonuçlarını verir.

1956 yılında yabancı şirketlerin aldığı 75 petrol arama belgesine karşılık, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına sadece 7 belge verilir.

Artık Türkiye'nin özellikle Doğu ve Güneydoğu’sundaki el değmemiş petrol yatakları yabancı şirketlerin kontrolüne ve siyasi hesaplarına bırakılmıştır. Göstermelik petrol aramaları ve sonra hemen üzeri kapatılan kuyular da işte bu imtiyazların eseridir. Şimdi geriye dönüp son 80 yılın tamamına toptan bakacak olursak, Atatürk'ün tüm uyarılarına rağmen, milli ekonomiden ve ağır sanayiye yönelik kalkınmadan vazgeçme politikaları, ABD’nin talimatlarıyla 1950’den önce başlatılmıştır.

Yerli uçak üretimimizin durdurulma faaliyetleri, köy enstitülerinden vazgeçme ve Türk Milli Eğitiminin ABD'ye bağlanması çalışmaları, ABD'nin baskısıyla 1950'den önce başlatılmıştır.

ABD ne derse, Avrupa ne derse onu yapalım politikaları, Atatürk' ten sonra her dönem devam etmiştir.

Menderes/Bayar döneminde bu bağımlılık, çok büyük oranda arttırılmıştır.

Sonraki tüm iktidarlar ve muhalefetler de bugüne kadar, bütünüyle ABD, İngiliz ve İsrail girişimleriyle oluşturulmuştur.

Yüzlerce ağır sanayi fabrikası yapabileceğimiz miktarda parayı, duble yollara harcama zihniyeti de tamamen bu yönlendirmelerin ürünüdür ve bir milletvekilinin vatandaşla alay edercesine “Paranızın bittiği zaman olabilir, para kalmayabilir, başınızı bir kaldırın, şu yolların güzelliğine bakın arkadaşlar. Bakın ne güzel yollar yapılmış, gözünüz gönlünüz açılsın” demesi de bu zihniyetin ürünüdür. 11 uçak fabrikası yapabilecek kadar parayı, lüks konutlara, saraylara ve gelir getirmeyen ölü yatırımlara harcanması da bu yüzdendir. Çünkü ABD'ye tam bağımlılık yolu, bunu emreder ve başkasına asla müsaade etmez.

Diyeceğim o ki; Ülkemizle ilgili bugün şikâyet edilen tüm sorunlar, 1939’dan sonraki tüm iktidarların ortak üretimleridir. Atatürk'ün tam bağımsız milli kalkınmacı politikaları dışında oluşturulan bu politikaları ve partilerini yaşatan da halkımızın yanlışları ve alkışladıklarıdır.

Particilik yapmayı bırakarak fikirlere sarılmak gerekir. Halen hangi kıyafetle giderlerse gitsinler, tüm partilerimiz Amerikancı’dır, ayrılıkçılar Amerikancı’dır, teröristler Amerikancı’dır, şeriatçılar Amerikancı’dır, liberaller Amerikancı’dır, Halkçılar ve demokratlar Amerikancı’dır.

Türkiye Cumhuriyetinin başına getirilen her türlü felaket, gerileme, borçlanma, açlık, ahlaksızlık, değişik türde vatan hainliği çeşitleri, bunların tamamının katkılarıyla oluşmuştur. Yani hepsi aynı görüştedir. Görüntü farkı kimseyi kandırmasın.

Ve işte tam da bu yüzden çağın en ilerici, en akılcı, en milliyetçi ve en toplumcu politikaları, Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün izlediği yoldur ve ülkemizin kesinlikle bundan başka kurtuluş yolu da asla olmayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları