Yusuf Salih Arıtürk

DOĞRU İNSAN, DOĞRU YÖNETİR!..

Yusuf Salih Arıtürk

Cumhuriyet kurulduktan sonra ülkemizde eğitim alanında iki büyük devrim yapıldı. Bunlardan ilki 1924 yılında ülkedeki tüm eğitim ve öğretim kurumlarının tek çatı altında birleştirilerek Milli Eğitim Bakanlığına bağlanması bir diğeri ise 1928 yılında batılıların Türk rönesansı dedikleri (bazı beyinsizlerin ise bir gecede cahil bırakıldık diye mıymıylandıkları) harf devrimi yasasının çıkarılmasıydı.

Bu devrimlerin temel amacı şöyle özetlenebilir; Daha iyi denetlenebilir bir eğitim sistemi ile çağın gerektirdiği ve ülkenin ihtiyaç duyduğu niteliklere sahip bireyler yetiştirmek, bilim ve medeniyet açısından oldukça geride kalmış memleketin çıtasını bir an önce çağdaş ülkeler seviyesine yükseltmek ve o ülkelerle rekabet edebilecek bir olgunluğa eriştirmek.

İmparatorluktan milli devlet dönemine geçişin bir gereği olarak, Türk milli kültürünü hızla geliştirmek, onu, Arap ve Fars kültürü gibi yabancı kültürel etkilerden arındırmak bu vesileyle önemli bir görev addedilmişti.

Zamanın devlet büyükleri ve Mareşal/Gazi ve tek Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat kendisi okul ziyaretlerinden müfredat hazırlamaya ve ders kitabı yazmaya kadar son nefesine kadar bu uğurda çok büyük çabalar sarf etmiştir.

Bu hedeflere destek olması amacıyla Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Türk Hava Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi çok sayıda önemli kamu kurumları kuruldu. Eğitim ve kültür alanında imparatorluk döneminden miras kalan çok az sayıda kurum güçlendirildi ve yenilendi. Harp Okulları, Gülhane Askeri Tıp Akademisi, İstanbul Üniversitesi, rasathaneler, vakıflar, cemiyetler gibi kurumlar ele alındı ve günün ihtiyaçlarına göre yeniden donatıldı. Eğitimde fırsat eşitliği sağlamak adına ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite türünde farklı şehirlerde çok sayıda yeni okullar açıldı. Öğretmen yetiştirilmesi konusu çok önemsendi ve bu konu devletin geleceği ile ilişkilendirildi.

Atatürk'ün vefatından sonra eğitim ve kültür alanındaki çabalar yine belli bir hızda devam etse de onun dönemindeki çalışmaların heyecanı ve şevki daha bir başkaydı. Savaş döneminde halkımız kazma/kürek ne bulursa mücadeleye destek vermiştir. Memleketin bir an önce ayağa kalkması adına yine halkımızın eğitim ve kültür alanındaki yeniliklere koşulsuz destek verdiğini tarihçiler yazıyor, yaşayanlar da biliyor ve anlatıyor.

10. yıl nutkundaki coşkulu ifadeleri anlayabilmek için o dönemlerde yaşamış olmak lazım. Sadede gelecek olursak; O zamanki yıllarda ne için, ne yaptığını bilen, ülkesine hizmet etmekten başka bir ülküsü bulunmayan o insanların heyecanına bugün ne oldu? Halkın coşkusu nereye kayboldu? Resmi/sivil ayrımı gözetmeden, tek bir vücudun organları gibi çalışan kurumlarımız nerede?

Atatürk ve arkadaşlarını zor şartlarda bile başarıya götüren, ama bugün bizim unuttuğumuz gerçek de şudur; Doğru işler, doğru insanlarla yapılır. Doğru insan ise iyi okullarda yetişir. İyi okullar, gönlü güzel insanlarla kurulur.

Meseleyi tersinden şöyle görmek de mümkün; Gönlü güzel insanları kaybettikçe iyi okullar ayakta kalamaz, iyi okullar olmadan doğru insan yetişemez. Doğru insan olmadan da işler doğru yürüyemez.

Modern çağda karşılığı liyakat olan, eskilerin ehil eller demiş oldukları olgunun yeniden devreye girmesi lazım. Okullarımızı iyileştirmediğimiz, gönülleri güzelleştirmediğimiz sürece ehil ellere yol vermek de mümkün değil.

Ülkemizin şu andaki kişi başına yıllık milli geliri 61 bin lira. Yani, aya böldüğünüzde 5 bin lira. Biz fakir, yoksul bir ülke değiliz. Kaynaklarını doğru kullanamayan, doğru paylaştıramayan bir ülkeyiz. Peki bunu kim becerecek? Tabi ki iyi okullarda yetişmiş, diplomasını eline almış ve “doğruluğunu” teyit edebilmiş olan doğru insanlar.

Yazarın Diğer Yazıları