Türk ve İslam tarihinin olduğu kadar, dünya tarihinin de gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı İmparatorluğunun 624 yıl boyunca hüküm sürmesini konu alan diziler, ülkemiz genelinde olduğu gibi Siirt’te de hemşerilerimiz tarafından ilgiyle takip ediliyor ve bulunduğumuz sohbet ortamlarında da sohbet konusu oluyor.. Aslında Osmanlı İmparatorluğunun 624 yıl boyunca dünyada nasıl hüküm sürdüğünden daha çok nasıl çöktüğünü incelemek, nedense günümüz şartlarında bana daha mantıklı geliyor.
Ekonomik iflasını açıklayan Osmanlı Devletinin 1881 yılında bütün varlıklarına el konuldu.. İğneden/ipliğe Yahudi, İtalyan, Ermeni, Fransız tacirler İstanbul'a doldu ve 2.Abdülhamid bu kadar borcun üzerine yeni borçlar ekledi.. Osmanlı 15 kez büyük borç aldı ama faizini dahi ödeyemez bir hale geldi.. Osmanlının hazinesine el koyan Avrupa, bugün İstanbul Erkek Lisesi olan binaya Duyun-u Umumiye’yi yerleştirerek borçları tahsil etmeye çalıştı ve böylece hazine ecnebilerin yönetimine geçti.
Borçlar ödenmedikçe Abdülhamid, Avrupalı tefecilere tekeli verdi ve teker/teker milli varlıklarımızı kaybettik.. Demiryolları, iplik, fındık, pamuk kömür, tekstil demir çelik, tuğla kireç ne iş varsa Avrupalılara satıldı.. Haliç ecnebi fabrikalarla doldu.. Tarlabaşı Avrupa’dan gelen tüccarların görkemli evleriyle bezendi.. Zenginler İstiklal Caddesi ve Sıraselvilere yerleşti.. Bugün İstanbul’a gittiğinizde gördüğünüz şahane binaların çoğu o dönemlere aittir.
Türklerse yüzlerce yıldır tamir gören, yamalı bohçaya benzer tahta evlerde otururdu.. Bu evler Fatih ve Süleymaniye’nin arka sokaklarında bulunurdu.. 2.Abdülhamid döneminde yüzlerce kilise ve sinagog açıldı..
İşte o tarihte Avrupa’dan gelen zenginleri ağırlamak için 5 yıldızlı bir otel yaptılar.. Pera Palace.. Pera Palace Rumca "Yokuş Sarayı" demek.. Fransa’dan trene binip Sirkeci'de inen Avrupa jet sosyetesi, tren garından bu otele Türk hamalların sırtında özel tahtlarla taşınırdı.
Aslında batı emperyalizmi İstanbul'u Vahdettin döneminde değil, Abdülhamid döneminde ele geçirmişti.. Mareşal/Gazi ve tek Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Cumhuriyeti kurduğunda Türklerin elinde sadece bildiğiniz çarık kalmıştı.. Sanayi ve tarım hamlesi başlattı.. Bütün kurumların başına Türk kelimesini koydurdu.. Türk Çocukları milli üretimi anlasın diye yerli malı haftası o tarihte başladı.. Türklere ait banka bile yoktu.. Adında Osmanlı olan banka bile ecnebilerindi.. Türkiye İş Bankası bu yüzden kuruldu.
Osmanlı Devletinin İflas ilan ettiği meşhur ramazan kararnamesi (Nisan 1876) ile, vergi gelirlerinin devredildiği muharrem kararnameleri (1879 ve 1881'deki iki kararnamedir) pek bilinmez, gündeme de getirilmez.. Hep saklanır.. Vergi gelirlerinin devredilmesi şartıyla, Rus işgali ağır bir anlaşma ile sonlandırılır ama İstanbul'un kalbine Ruslar da büyük bir zafer anıtı olan Ayestefanos Anıtını dikmiştir artık.
Ayestefanos Antlaşması öncesi ve sonraki gelişmeleri İslam Ansiklopedisinden de okumak gerekir.. Farklı bakış açıları, kültürü zenginleştirir ve itirazları minimumda tutar.
Osmanlı Devleti, Viyana Bozgunundan (1683) ve Belgrad'ın kaybedilmesiyle (1718-Pasarofça Antlaşması) Avrupa’da psikolojik üstünlüğünü kaybetmiş ve sürekli batılılaşma kompleksine tutulmuştur.. Bu uzun süreç Osmanlı'ya ne kazandırmış, ne kaybettirmiştir?..
1930’lu yıllardaki devrimleri tartışmak ve sürekli “5816 kalksın da Kemalizm bitsin gibi komik yaklaşımlar Türkiye’yi de mankurtlaşan Tanzimat aydınlarının Osmanlı’ya yaptığı gibi tarifi imkansız bir şekilde “ÇÖKERTMEYE” yöneliktir!..
Osmanlı Devleti'nin çeşitli amaçlar ve talepler için çıkarttığı Islahat Fermanları'nın kaçınılmaz bir sonucu olarak başta ekonomi ve eğitim sahasında verilen tavizler, ihtilalci bir Osmanlı aydınının yetişmesine yol açmış ve iş öyle bir hale gelmiştir ki. bu sözde aydınlar Başkent dahil ülkemizin her yeri işgal altındayken, yapılmak istenen Kurtuluş Savaşına/İstiklal Harbine karşı çıkarak dönemin ABD başkanı Wilson'un ülkeyi bölüp Doğuda Kürdistan ve Ermenistan taleplerine rağmen, Kuvayı Milliye hareketine bile karşı çıkmış mitingler yapmıştır.
Demek ki ülkemizin en iyi eğitim veren lise ve üniversiteleri anti-milliyetçi yetiştirmiştir ve halen de yetiştirmeye devam etmektedirler.. O halde yapılması gereken okullarımızın seviyesini bu okulların seviyesinin üstüne çıkartmaktır.. İktidarlar son 40-50 yılda bu durumun farkına varmış lakin çözümü hep yanlış metotlarla çözme yoluna gitmiş, gelinen noktadaysa bu projeler başarısız olmuş, emek ve zaman kaybedilmiştir.. İktidarların bulduğu çözüm ise Anadolu ve Fen liselerini, İmam/Hatiplere dönüştürmek olmuş!..
İktidarların görevi, kuyruğa girip üstüne de yıllık 15 bin avro ödetip çocuklarımızı misyoner okullarına sokup sonra da bu gençlerin yabancı şirketlerde işe girmesine sevinmek yerine, Fen Liselerini ihya ederek beyin göçünü sonlandırmak olmalıydı.. Üniversite sınavına giren 2.5 milyon öğrencinin içinde 3 bin tane süper zeka öğrencimiz var.. Bunlar nereye kaydoluyor bir bakmak lazım.. Peki, bu üniversitelerin hangisi milliyetçi yetiştiriyor ve bu mezunların %kaçı ülkemizde kalıyor?..
Süper zeki gençlerimizi, ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin işgücüne sokmak yerine, kendi ülkesine hizmet edecek milli şuurlu liseler ve üniversiteler kurmak ve bunların sayısını da çığ gibi arttırmak zorundayız.. Aksi takdirde dedemizin kaderi torunlarına da yansır.
Osmanlı'da Türkler 2. sınıf muamelesi görürdü.. Türk 8-12 yıl askerlik yapar, Hrıstiyan/Yahudi yapmazdı.. Evlenir yuva kurar çoğalır, işine bakar zengin olurdu.. 30'larında askerden sağ dönebilen Türk ise mahalle arkadaşı Yorgo’nun yanında isçi olarak işe başlardı.
Aslında çöküş dönemi padişahlarından olan 2. Abdülhamid 33 yıllık saltanat döneminde Tunus, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ ve Romanya olmak üzere, tam 1 milyon 592 bin 806 kilometre kare toprak kaybettirerek Osmanlı’nın çöküşünün daha da hızlanmasını sağlayan ortayı yaparak golü Vahdettin’e attırdı!..
Evet, koskoca imparatorluk böyle çöktü.. Bu yüzden bizlere Türkiye Cumhuriyetini kurarak armağan eden Başkomutanımızın da söylemiş oldukları üzere; “Milletin, hükümetin bekçisi olması gerekir.. Çünkü, hükümetin yaptığı işler olumsuz olup da millet itiraz etmez ve düşürmezse bütün kusur ve kabahatlere katılmış demektir...” Bu emre göre Türkiye'nin içine düştüğü/düşeceği siyasi, iktisadi, mali her kaosun sorumlusu bire bir yönetimi ele alan hükümetlerin bekçisi olmayan vatandaşlar oluyor.