Enflasyon, Temmuz ayında bir önceki aya göre %1,80, bir önceki yılın Aralık ayına göre %10,41, bir önceki yılın aynı ayına göre %18,95 ve on iki aylık ortalamalara göre %15,15 artış gösterdi. Yaşı 50’nin üzerinde olanlar daha iyi bilirler.. 80’lerin başına kadar toplumun zengin sayılan kesimi, sadece %5/6’lık bir dilimden ibaretti.. Yoksul, yani dar gelirli olan insan grubunun oranı ise yaklaşık %55/60 arasındaydı.. Orta seviyede geliri olanlar da geriye kalan %35/40'lık bir kesimi oluşturuyordu.
Cumhuriyet kurulduğundan beri Atatürk'ün devletçilik ilkesi gereğince, mümkün olduğu kadar kendi kendine yetmeye çalışan bir ülke olma hedefimiz vardı.. Ancak maalesef bu hedefe ulaşamadık.. Bunun sebebini kimisi ikinci dünya savaşına kimisi de aşırı nüfus artışına bağladı.. Bana göre ortaya çıkan başarısızlıkta Atatürk'ten sonra yürütülen iç siyasetin kısırlığı bu ikisinden daha fazla rol oynamıştır.
24 Ocak 1980 tarihinde devlet bu ilkeden vazgeçerek serbest piyasa ekonomisine girme kararı aldı.. Bu tarihi kararın hemen sonrasında ABD destekli 12 Eylül ihtilali gerçekleşti ve toplum travma üstüne travma yaşadı.
O dönemler devletin başına Turgut Özal geçti.. Özal, 24 Ocak'ta alınan o önemli bir karar aldı ve serbest piyasa ekonomisinin onuncu yılında reformlarıyla birlikte yukarıda verdiğim oranlarda da değişiklikler yaşandı.
Zengin sınıfın oranı %12'ye, Özal'ın orta direk adını verdiği gelir grubunun oranı %45/50'ye yükseldi.. Yoksul kesimin oranı da biraz gerileyerek %40'ın altına indi.
Özal'ın vefatından sonra geçen on senede rakamlar aşağı yukarı bu aralıkta oldu.. Orta gelir grubundan yoksul grubuna %5'lik bir kesimin geçtiği görüldü.. 2003 yılından itibaren, toplumun bu gelir gruplarında yeniden olumlu anlamda değişiklikler gözlendi.. Bu olumlu geçişler 2011 yılına kadar düzenli oranlarda devam etti.
2011 yılından sonra tekrar bir durgunluk dönemine girildi.. O yıldan bugüne kadar inişli/çıkışlı rakamlarla pek de kayda değer bir değişiklik yaşanmadığını görüyoruz.. İfade ettiğim rakamlar Türkiye İstatistik Kurumunun sayfalarından da görülebilir.
2021 yılının Haziran ayı itibariyle toplumun gelir grupları istatistiğine bakıldığında gördüğümüz rakamlar ise; Parasal sıkıntı içinde olduğunu, geçim zorluğu ile savaştığını beyan edenlerin, yani maddi yoksunluk çekenlerin oranı %27,4.. Taksit ödemeleri veya borçları olanların oranı %58,3.. Bunun içinde de borcunu sorunsuz ödeyebilenlerin oranı %7.. Hanelerin %59,3'ü evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, %37,3'ü iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, %32,2'si beklenmedik harcamaları, %20,3'ü evin ısınma ihtiyacını, %58,0'ı eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamıyor.. Toplumun en yüksek gelir grubu, nüfusun %20'sini oluşturuyor.. Bu grubun milli gelirden aldığı pay %48.. Toplumun en düşük gelir grubunu da nüfusun yine %20'si oluşturuyor.. Bu grubun milli gelirden aldığı pay %5.5.. Gelir dağılımı adaletsizliğini gösteren rakam 2011 yılından bu yana yerinde sayıyor.. Olumlu anlamda hiçbir değişiklik yok.. Sürekli yoksulluk oranı %15'lerin üzerinde.. Ortalama yoksulluk oranı ise %22.. Yani %7'lik bir nüfus yoksullukla dar gelirlilik arasında boğuşuyor.. Bu rakam son 10 yıldır olumlu hiçbir değişime uğramadı.. TÜİK'in ölçtüğü bir diğer konu yoksul tanımlamasının dışında, orta gelir grubunda sayılan ama maddi sıkıntı çekenlerin oranı.. O da bugün itibariyle %28.. Toplumun en zenginlerinin ilk %10'u ile en fakirlerinin ilk %10'u arasındaki gelir farkı 15 kat.. Bunlar devletin resmi rakamları.. Görüldüğü üzere, gelir dağılımı eşitsizliği ülkemizin çok önemli bir sorunu haline gelmiştir.. Ülkenin kalkınması, ekonominin büyümesi başka bir şey, elde edilen gelirin eşit ve adil bir şekilde paylaştırılması ise başka bir şey.. Büyüyen, gelişen ekonomiden her vatandaşın hakkını alması gerekir.. Bu dağılımı gerçekleştirecek olan da yine devlettir.. Elde edilen refahtan adil bir şekilde herkesin payını alması devlet için önemli bir beka meselesidir ve asıl beka sorunu da budur.