Bir gece vakti Melih Bulu, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atanmış, öğrenciler ve ardından üniversitenin akademisyenleri haklı olarak bu atamayı kabul etmeyerek direnişe geçmişlerdi.. Okul içinde ve çevresinde gösteriler yapılmış, akademisyenler her gün rektörlük binasına sırtlarını dönerek kayyım rektör değil, seçilmiş rektör istediklerini ilan etmişlerdi.. Tabii bunu yapar irade, böyle bir direniş beklemiyordu.
İstenildiğin yere gitmeye ar eyleme, istenmediğin yere gidip de dar eyleme diyen bir atasözü vardır.. Melih Bulu’nun istenmediği bir yerde yönetici olarak bulunmakta gösterdiği ısrarın nedeni, onu atayan makamın verdiği güvence olmalı!.. İstifa etme, öğrenciler ve öğretim üyelerini korkuturuz.. Çok geçmeden yorulur, bıkar ve teslim olurlar anlayışıyla hareket edildi.
Ülkenin en başarılı ve demokratik üniversite geleneği bulunan bu yükseköğrenim kurumunun öğrencileri ve öğretmenleri, beklenenin aksine hiç korkmadılar, yorulmadılar ve bıkmadılar.. Direnişlerine ara vermeden devam ettiler ve ülkenin demokratik kamuoyunun da sıcak desteğini aldılar.. Bir kararname ile göreve getirilen rektör, yine bir gece yarısı kararnamesiyle görevden alındı.. Bu durum ülkemizin tarihine geçecek büyük bir demokrasi mücadelesinin sonucudur.
Benzer bir örnek, 99 yıl önce İstanbul Üniversitesinde de yaşanmış.. Darülfünun Edebiyat Fakültesinde 30 Mart 1922 günü feylesof lakaplı Rıza Tevfik, üniversitede verdiği konferansta Şair Fuzuli hakkında konuşuyor ve Fuzuli Türk değil, Acem’dir.. Türk’ün asırlar boyu bileğinde salladığı kılıcından başka nesi var.. Halen İstanbul’da oturabiliyorsanız bunu Düvel-i Muazzama’nın Âlem-i İslam’a karşı hürmetine borçlusunuz sözleri, bardağı taşıran damla son damla oluyor.. Damat Ferit Hükümetinde Maarif Nazırlığı yapmış, Sevr Anlaşmasını imzalayan delegelerden biri olan Rıza Tevfik gibi, Edebiyat Fakültesinde istenmeyen dört hoca daha vardır.. Bunlar; Cenap Şahabettin, Ali Kemal, Hüseyin Daniş ve Barsamyan’dır.. Öğrenciler toplanarak bu beş kişi fakülteden atılmazsa derslere girmemeye karar verirler.. Diğer fakültelerin öğrencileri de toplanarak Edebiyat Fakültesi öğrencilerini destekleme kararı alır ve boykota giderler.. Bu direniş beş ay sürer ve üniversite kapatılır.. Yeniden açıldığında da öğrenciler boykota devam kararı alırlar.. Edebiyat Fakültesi Dekanı İsmail Hakkı Baltacıoğlu, fikren öğrencilere katılır ancak ortada bir sorun vardır; Dekanlığın da Müderrisler Meclisinin de bir öğretim üyesinin görevine son verme yetkisi yoktur.. Konu üniversitenin rektörlüğüne, Müderrisler Meclisine aktarılır.. Dosyalar bu kurumlar arasında gider/gelir ve Maarif Nezareti konuyla ilgilenmek zorunda kalır.. Bu arada istenmeyen beş kişiden bazıları Melih Bulu gibi direnmeye kalkmazlar ve istenmedikleri yere gidip de dar etmeye girişmez, istifa ederler.. Öğrenciler ise beşi de üniversiteden atılmazsa boykota devam edeceklerini ilan ederler.. Hürriyet ve İtilaf Fırkasından gönderilip derslere girmeye kalkışan bir grup sarıklı öğrenciyi de sınıflardan çıkarırlar.
Beş ay üniversitenin kapanmasına neden olan bu olayı çözmek için öğrenciler ikna edilemeyince çeşitli arayışlardan sonra şöyle bir çözüm bulunur.. Bir padişah kararıyla istenmeyen bu beş İngiliz yanlısı, Kuvay’ı Milliye düşmanı hocanın verdiği dersler kaldırılır ve böylece üniversite ile ilişkileri kesilmiş olur.
Amaçlarına ulaşan öğrenciler, 25 Ağustos 1922’den başlayarak derslere girmeye başlar.. Şüphesiz ertesi gün Kocatepe’den başlayacak olan Büyük Taarruz’un işgal statüsünü, İstanbul’daki dengeleri nasıl alt/üst edeceği bilinmiyordu. Yurtsever hocalar üniversiteden çıkarılırken, yerlerine Hürriyet ve İtilafçılar yerleştirilirken seslerini çıkaramayan öğrencilere bu boykota giderken cesaret aldıkları güç Kuvay’ı Milliye’nin Anadolu’da kazandığı güçtü.. Şimdiki kalemşörlerin Boğaziçi öğrencilerini muhalefetin kışkırttığını ilan etmeleri gibi, o günün kalemşörleri de öğrencileri Ankara’nın kışkırttığını ileri sürüyorlardı.
Padişah Vahdettin’in bu kararı imzalamaya nasıl razı edildiğine hayret edenler olabilir.. Kitlelerin direnişi nice muktedirlere diz çöktürmüştür.. O Padişah ki, rütbelerini söktürüp idam kararını onayladığı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında da bu kararları, milletin Kuvay’ı Milliye direnişi karşısında kaldırmak zorunda kalmıştı.. Melih Bulu’yu görevden aldıran da demokratik üniversite direnişidir.. Bazı yorumcular, Melih Bulu’nun Üniversiteyi tarumar edemediği, öğrencileri bastıramadığı için görevden alınmış olabileceğini, yerine iktidara daha bağlı muktedir birinin getirilebileceğini yazıyorlar.. Eğer öyleyse onu da püskürtecek olan da yine bu kitlelerin direnişi olacaktır.
Buradan alınacak olan ders, gün gelir güvendiğiniz tüm dağlar yıkılır ve hep beraber o enkazın altında kalıverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız..Tıpkı Bulu’nun görevden alındığı gece “peki bundan şeyin haberi var mı? mesela benim” diye görevden alındığına inanmaması gibi.. Acaba bundan ders alınmış mıdır diye soracak olursak; Bence kesinlikle “HAYIR”
Ayrıca, üniversiteler hakkında gelinen ibret verici durum ise, üniversite rektör ve dekanlarını daha önce üniversite öğretim üyelerinin seçiyor olmasıydı!..