Bugün, Laiklik ilkesinin Anayasamızda yer alışının 81’inci yıldönümü... Devletin temel niteliklerini tanımlayan önemli ilkelerden biri olan Laiklik ilkesinin uygulamasına 1924 tarihinde Siirt 1. dönem milletvekili Halil Hulki Aydın’ın 50 milletvekili arkadaşı adına günün Mebusan Meclisine sunduğu “Şer’iyye ve Evkaf ve Erkan-ı Harbiye Bakanlıklarının kaldırılmasına” yönelik kanun teklifinin kabul edilmesinden itibaren başlanmıştı aslında ve Anayasamızın değiştirilmez hükümleri arasında yer aldı 5 Şubat 1937 tarihi itibarıyla…
Laiklik ilkesi din ve vicdan özgürlüğünü sağlama yanı sıra; yabancı devletlerin azınlıkları öne sürerek içişlerimize karışmasının engellenmesine, toplumsal kaynaşmanın sağlanmasına, her vatandaşımızın yargı önünde eşit kabul edilerek hukuk üstünlüğünün teessüsünde etkili olmuştur aynı zamanda… Atatürk dönemini yaşamadık ama, yüce önderin silah arkadaşları ve kendilerine güvenerek peşlerinden giden ecdatlarımızın ölümü göze alıp bizleri nasıl düşmanlardan kurtardığını, yönetimlerin en ideali olan fazilet rejimi Cumhuriyete kavuşturarak demokrasi ile taçlandırdığını, dönemi yaşamış olan rahmetli büyüklerimizin bizlere aktardıkları bilgilerden bildiğimiz için ebediyete kadar rahmet ve minnetle anmaya devam edeceğiz kendilerini…
Kimilerinin Laiklik ilkesini “Dinsizlik” ya da “Din düşmanlığı” olarak gördüklerine yönelik söylemlerin gerçeği yansıtmadığı görüşünü taşıyanlardan biriyim ve bugün 81. yıldönümüne ulaştığımız Laiklik ilkesi için birkaç söz söylemek isterim bu nedenle… Laiklik; genel anlamda din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinin her türlü çıkar hesaplarından uzak tutularak siyasete alet edilmemesidir ve budur düşünülerek yaşama geçirilmiş olmasının asıl nedeni…
Nitekim 1924 tarihinden itibaren birinci dönem Siirt milletvekili Halil Hulki Aydın’ın 50 arkadaşı ile birlikte günün Mebusan Meclisine sunduğu yasa teklifinin kabul edilmesinden itibaren uygulanmasına geçilen ve 5 Şubat 1937 tarihinde Anayasamızdaki yerini alan Laiklik önergesi için önder Atatürk’ün; “Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiç kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiçbir zaman siyaset aracı olarak kullanılamaz..” ifadesi; toplumsal kaynaşmayı sağlamada da etkili olan laiklik ilkesinin din ve vicdan hürriyeti açısından taşıdığı önemin yanı sıra, siyasilere de bir mesajı içeriyor anlaşılacağı gibi…
Toplumumuzu ilgilendiren bu önemli konuda asıl söylemek istediğime gelince; 1. dönemden başlamak üzere 6 dönem boyunca Siirt milletvekilliği görevini ifa eden merhum hemşerimiz Halil Hulki Aydın’ın, Laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesine vesile olan yasa teklifini sunan zat olduğu ve milletvekili olmazdan önce yıllarca ilimiz Müftülük görevini yürüten din alimi merhum hemşerimizin, Laikliği “Dinsizlik” olarak görmediğidir derken; yakınları başta olmak üzere ulaştığı kimselere; “Atatürk, gerçek din adamlarına çok değer veren bir liderdir…” dediğini de en yakınlarından öğrendiğimi vurgulamak isterim ayrıca…
Yüce Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerimi en iyi alimlere tercüme ettirerek okunanların öğrenmesini sağlayan önder Atatürk’ün, dinimizin en iyi şekilde öğrenilmesine sunduğu bu büyük katkısını da gerçek din adamlarına değer verdiğinin ve laiklik ilkesini yaşama geçirirken dini inançlarımızı teminat altına almayı hedeflediğinin bir göstergesi olarak gördüğümden, çok dikkatli olmak gerektiğine dikkat çekiyorum din istismarı konusunda!..