Dün yurdun her yerinde coşkuyla kutladığımız Cumhuriyet yönetiminin 95. yılına yönelik medya haberlerini izlerken, bazı TV kanallarının kutlamaları ilk haber olarak vermediklerinden üzüntü duyduğumu belirtmek isterim öncelikle… Çünkü, hiçbir şey halkımızın fazilet rejimi olan cumhuriyet yönetimine kavuşturulması kadar önemli değil kesinlikle!..
Ülkemizi istila eden şer güçlerden kurtarmak için Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve onlara güvenerek peşlerinden giden atalarımızın verdikleri inançlı mücadele büyük bir zaferle sonuçlanmasaydı, bugün ne Türkiye diğer bir ülke, ne de o ülkenin vatandaşları bizler olmayacaktık ama bu gerçeği, aklı almayan kimseler var yine de…
Daha önceleri de bu konuda kaleme aldığım yazılarında belirttiğim gibi Mustafa Kemal, İstiklal Savaşını eşsiz bir zaferle noktaladıktan sonra isteseydi sultan ve halife olabilirdi ama bu unvanları elinin tersiyle itip insan onuruna yakışan Cumhuriyet yönetiminde karar kılmış, dönemin milletvekillerini de ikna ederek ilan etmişti Türkiye’nin yönetim şeklini…
Cumhuriyet yönetimini demokrasi ile taçlandırmak isteyen Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuda attığı adımlar istismar edildiğinden çoğulcu demokrasi hedefini yakalamada yaşanan gecikme, çok partili sisteme geçildikten sonra da sıkıntılar yaşanmasına yol açmaktadır günümüze dek… Siyasi Partiler Yasasında gerekli değişiklikler yapılmadığından ülke yönetimine talip siyasi partilerin genel başkanlarını 1200-1400 delege seçiyor ve liderler sultasına sebebiyet veren bu olumsuzluğu giderme girişimi olmuyor maalesef… “Küçük olsun, benim olsun” zihniyeti sonucu siyasi partilerin teşkilatlarında da aynı uygulama söz konusu… İl başkanları ve diğer parti organlarını seçmek için oy kullanan delege sayısı da çok az oranda kalmakta.. Yıllar önce siyasi partiler adaylarını ön seçimle belirlerlerken hür iradenin gerçek sahipleri; “Bir avuç delegenin iradesi” diye tepki gösterirlerdi haklı olarak… Son dönemlerde ise bir avuç delegenin oy kullanmalarına da gerek görülmüyor çoğunlukla ve hür irade tam anlamı ile gerçekleşmiyor bu nedenle…
Mahalli seçimlere doğru yol alırken siyasi partilerin belirleyecekleri adayları için arayacakları en önemli kriter; kiminle kazanma şansının olacağıdır kuvvetle muhtemel… Hizmetler açısından büyük önem taşıyan yerel seçimlerde, siyasi partilerin özellikle İstanbul Ankara ve İzmir’de Belediye Başkanlığına gösterecekleri adayların kimler olabileceğine yönelik yaygın söylentiler doğrultusunda isimleri zikredilenler olmakta ise de, son sözü parti liderlerinin söyleyecekleri muhakkaktır ve aksini iddia etmek abesle iştigal etmektir kanımca… Bırakalım büyük şehirleri, diğer illerimizde de yine liderlerle etraflarındaki birkaç isim belirlemiş olacak adayları… Yani, hür iradeyi savunanlar, bu iradenin tam anlamı ile gerçekleşmesi için seçim mevzuatlarında gereken değişiklikleri yapmaya niyetli değiller ve vazgeçmek istemiyorlar bu tasarruftan… Öyle bir niyetleri olsaydı, milletvekili genel seçiminde uygulanan ve çoğulculuğu öngören demokrasiyle örtüşmeyen %10 seçim barajını kaldırır, ya da aşağı çekerlerdi en azından…