Koronavirüsünün en çok hissedildiği illerimizin başında 16 milyon nüfuslu İstanbul geliyor ve geçen Pazartesi günü geldiğim dünyalar güzeli ilimizde, salgından korunmak için öngörülen kurallara uymada sıkıntı yaşandığını gözlemlerken toplu taşımacılığın zamanında önemsenmeyişinin halkımıza ödettirdiği ağır bedel nedeniyle, tazelendi duyduğum derin üzüntü... Salgından korunmak için uyulması istenen üç önemli kuraldan biri sosyal mesafeyi korumaktır bilindiği gibi ve İstanbul’unuzun şehir içi ulaşımında vatandaşlarımızın bu kurala niçin aldırış etmediklerini nabızlarını tuttuğum bazı yurttaşlarımızın ifadelerinden öğrendiğim için daha önceleri zaman zaman bu konuda dile getirdiğim görüşümü seslendirme gereğini duydum bir kez daha... İstanbul’da çok sayıda özel araç bulunmasına rağmen diğer şehir içi ulaşım araçları ihtiyaca cevap vermekten çok uzak kalmakta... Kalkınmış ülkelerde demir yolları her noktaya ulaştırıldığından şehir içi ulaşımda hiçbir sıkıntı yaşanmıyor haliyle... Bizlerde ise 10. Yıl Marşı’mızdaki “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” övüncümüze rağmen demir yolunu en ücra yerlere ulaştırmak için gereken gayretler seferber edilmemiş ve son yıllarda bazı yörelerin hızlı trenlere kavuşturulmaları hususu benimsenerek, demir yoluna hasret kalan yerler önemsenmemiştir maalesef... İlimizin Kurtalan ilçesine kadar uzatılmış demir yolunun 60 yılı aşkın zamandır il merkezine ulaştırılmamış olması bu görüşü teyit etmektedir elbet... Ülkemizde araç sayısının yaklaşık 25 milyona dayanmış olması nedeni; toplu taşımacılığın yetersiz düzeyde bırakılmış olmasıdır. Bu yüzden İstanbul’da iş yerlerine zamanında gitmek mecburiyetinde olan yurttaşlarımız, şehir içi ulaşımı sağlayan araçlardaki kalabalıklara aldırış etmiyorlar ve denetimler esnasında bazı araçlar ceza ödemek durumunda kalmakta...
Ölümcül virüsten korunmak için uyulması istenen kurallardan biri de maske takılmasıdır ve bu kuralı ihlal etmenin hiç bir haklı gerekçesi olamaz kanımca... Bu kurala riayet etmeyenler, başkalarının sağlığını tehdit eden bir tutum sergileyerek suç işliyorlar ve bu konuda denetim mekanizması işletiliyorsa da her bireyin başına bir polis veya başka bir görevli dikmek mümkün olmadığından, maske takmayanların tümünü cezalandırmak mümkün olmamakta...
İstanbul’daki vatandaşlarımızın bir sıkıntısı da; yeni eğitim yılının ne şekilde uygulanacağına yöneliktir ve tanıdık bazı öğrenci velileri; “Pandemi öncesinde bazılarımızın çocukları sabahın köründe okula gidiyor, bazıları da gecenin karanlığında okuldan dağıldıkları için sıkıntılar yaşıyorduk. Salgın nedeniyle uzaktan eğitim uygulaması elbette isabetli oldu. Ancak bir an önce yüz yüze eğitim koşullarının oluşması arzusu içindeyiz. Okullarda sosyal mesafeye yönelik önlemler alınırsa 18 milyon öğrencinin hangi koşullarda eğitim göreceklerini bilmiyor olmanın kaygısını taşıyoruz...” sözleriyle dile getiriyorlar endişelerini...
Ülkemizi de esir alan COVİD-19 salgını, başlangıcından beri İstanbul’da daha yaygındır ve halen en sıkıntılı ilimiz olduğunu söylemek isterim gözlemlerim doğrultusunda...