Dünyamızda meydana gelen afetler iki türden oluşuyor ve bu türlerden biri doğal afetler olup, ülkemiz her noktasında söz konusu afet riskiyle karşı karşıyadır maalesef… Türkiye’mizin yanı sıra başka ülkelerde de doğal afetler yaşanmakta ve bu ülkeler içinde teknolojisi gelişmiş olanlar aldıkları önlemler sayesinde meydana gelen afetleri en az zararla atlatırlarken, önlem almakta yetersiz kalanlarda can ve mal kaybının yüksek oranda gerçekleştiği bilinmektedir artık…
“Doğa olaylarının sebebiyet verdiği yıkımlar” olan doğal afetlerin en az zararla geçiştirilmesine yönelik en geçerli önlemin; binaların depreme dayanıklı konuma getirilmesi olduğu gerçeğini ise bilmeyen yoktur ve bu nedenle insan canını korumanın her şeyden daha önemli olduğu göz önünde bulundurularak ülkemizdeki depreme dayanıklı olmayan binaların hızla saptanıp gereğinin yerine getirilmesi beklenmekte… Elazığ’daki 6.8 büyüklüğündeki deprem sonrasında vatandaşlarımız bir araya geldikleri mekanlarda depremden söz ederlerken;
“İlgililerin, bu noktayı artık mutlaka dikkate almalarını istiyoruz…” diye ifade ediyorlar görüşlerini…
Doğa olaylarının neden olduğu yıkımın yanı sıra, insanoğlunun acımasız senaryoları sonucu yaşanan yıkımlar vardır ve ülkemizin yer aldığı coğrafyada “Arap ülkelerinin uyanışı” diye empoze edilen “Arap Baharı” binlerce insanın ölümüne, milyonlarcasının başka ülkelere sığınmalarına yol açtı bilindiği gibi.. Senaryo sahipleri, diktatörlerin zulmünden bıkan bazı Arap ülkeleri halklarının demokrasiye geçmek için başlattıkları mücadeleye destek vermek adı altında o ülkelerdeki petrol ve diğer zenginlikleri gasp etme hedefini güttüler acımasızca…
Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen’de yaşayan halkları birbirine vurdurmak suretiyle soyan emperyal ülkelerin maskesi düşmüş olmakla birlikte, kendileriyle teşriki mesai yapan ülkeler var halen ve işte bu tutumları nedeniyledir ki, sömürdükleri zenginliklerden vazgeçmemek için yeni senaryolar üretiyorlar binlerce insanın ölümüne, milyonlarcasının yurtların terk etmek mecburiyetinde kalmalarını umursamayaraktan…
Doğal afetleri önlemenin mümkünatı yoktur ama meydana geldiklerinde karşı karşıya kalınacak can ve mal kaybının asgari düzeyde kalmasını sağlayıcı tedbirlerin bulunduğu hususu, tartışılmazdır kanımca da… “Yüce Rabbimiz, bizleri afetlerden koru…” niyazında bulunanların, afetler yaşandığında can ve mal kaybının asgari düzeyde kalmasını istemeleri, en doğal haklarıdır bu bakımdan…
İnsanoğlunun senaryoları ile gerçekleştirilmekte olan ve afet kapsamında değerlendirmemiz gereken yıkımlara gelince, emperyal güçlerin yanında yer almayarak sebebiyet verdikleri ölümler ve diğer zararlar asgari düzeye çekilebilir elbet… Doğal afetlere yönelik olarak “Neden zararların asgari düzeyde kalması için önlemler alınmadı?” diye hayıflanabiliriz sadece… İnsanoğlunun sebebiyet verdiği yıkımlar içinse; “Allah, çıkarları uğruna insanların ölümlerine ve perişan olmalarına sebebiyet verenlerin belasını versin!..” demenin yeterli olmadığı gerçeğini görmenin kaçınılmazlık arz ettiği unutulmamalı!..