Ülkemizi de esir almış olan koronavirüs depremi, etkili olmaya başladığı günden bu yana her Allah’ın günü can almayı sürdürüyor ve bu depremden en az hasarla çıkmamız için öngörülen kurallara riayet etmeyenler olduğu gözden kaçmamakta buna rağmen...
Geçen Perşembe günü saat 16.38’de Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi açıklarında meydana gelen ve 4.2 büyüklüğünde olduğu açıklanan deprem, civar illerde de hissedildi ve bulunduğum İstanbul’da sallandıklarını fark eden vatandaşların dışarıya fırladıklarına tanık oldum ikamet ettiğim evin balkonunda... Evdeki herkes depremi hissetmişti ve uzun zamandan beri dünyalar güzeli bu ilimizde 7 şiddetinde bir deprem yaşanabileceğine yönelik, deprem uzmanlarınca yapılan açıklamalardan söz etmeye başladık doğal olarak... “Buraya yerleşerek yaşamını sürdürmekte olanlar, gelecekte 7 büyüklüğünde bir deprem meydana geleceği söylemleri nedeniyle başka yerleşim alanlarına göç etmeyi düşünemezler.. Zira, kolay değildir... Zaten ülkemizin tümüne yakını deprem riski altındadır ve ölümlere yol açacak büyüklükte bir doğal afetin ne zaman, nerde meydana geleceği noktasında hiçbir deprem uzmanı, kesin’e yakın bir tahminde bulunamaz.. Nitekim, deprem uzmanlarınca zaman zaman dile getirilen tahminler arasında farklılıklar vardır... Allah korusun 16 milyon nüfuslu İstanbul’da 7 büyüklüğünde bir deprem yaşanırsa sonuçları çok feci olacaktır... Ülkemiz genelinde depreme dayanıklı olmayan binaların sayısı milyonlarla ifade ediliyor ve bu binaların çoğu da İstanbul’dadır... Söz konusu binaları depreme karşı dayanıklı konuma taşımanın en öncelikli hizmet olarak hedeflenmesi gerekirken, gösterildiği ifade edilen ilginin çok yetersiz kalması üzüntü uyandırmaktadır...” şeklindeki değerlendirmeleri dinlerken, aklıma Siirt ilimizin birinci derecede deprem kuşağında yer aldığına yönelik uzmanların tespitini anımsamadan edemedim doğrusu...
Gerçekten de bu metropol ilimizde düzenlerini kurmuş olanların, gelecekte 7 büyüklüğünde bir deprem yaşanabileceği söyleniyorsa da kolay kolay göze alamazlar başka bir yere gitmeyi ve depreme dayanıklı olmayan binaların dayanıklı hale getirilmesi, en önemli beklentidir onlar için... İstanbul başta olmak üzere ülkemizin birçok yerinde bulunan depreme dayanıksız binaların bir an önce dayanıklı konuma getirilmelerini bir kere daha temenni ederken, “Damdan düşen, damdan düşenin halini bilir...” atasözünü anımsadığımı da vurgulamak isterim ayrıca... 4.2 büyüklüğündeki depremden az önce dışarıdaydım ve her gün dikkat çekildiği halde koronavirüs depreminin yaygınlaşmaması için istenen kurallara uyma çağrısına halen kulak tıkayanlar bulunduğuna tanık olduğumdan; şu koronavirüs belası deprem gibi sallasaydı kimse maskesiz dolaşmazdı diyerek, anımsadığım ata sözümüzü aktardım depremi değerlendiren yakınlarıma...
Ölümcül salgına yakalanmamış olanlar, yakalananların neler çektiklerinin bilincinde olsalar, kurallara harfiyen riayet edeceklerdir kanımca... Gerçi, salgına yakalanıp şifa bulan bazı yurttaşlarımız TV kanallarına çıkarıldıklarında ne tür zorluklar yaşadıklarını anlatıyorlar ama, es geçenler oluyor aynı çileyi çekmediklerinden... Tabii ki bu tür yayınlara daha geniş yer vermekte fayda var kesinlikle...
Sinsi düşman deprem gibi sallamadığına göre de, önerilen kurallara riayet etmeyenler için daha ağır caydırıcı cezaları devreye sokmak, farz olarak telakki edilmeli!..