Fatih Arıtürk

YATIP, KALKIP ATATÜRK'E DUA ETSİNLER…

Fatih Arıtürk

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak Mustafa Kemal ATATÜRK’ü elbette çok sevmemiz lâzım. Ancak, Türk kadınlarının ATATÜRK’Ü Türk erkeklerden kat-kat fazla sevmeleri gerektiğinin altını çizelim. Mustafa Kemal ATATÜRK, kadınlara o kadar çok önem vermiş ki, bütün bu gerçeğe rağmen O’nu sevmeyen kadın varsa, sözün tam anlamıyla nankörlük ediyor demektir.

5 Aralık gününü

(Kadın Hakları Günü)

olarak kutlamamızın sebebi 1934 yılında Türk Kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınmasından dolayıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK Türkiye’sinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildiği tarihte, henüz Avrupa’nın hiçbir ülkesinde kadınlara böyle bir hak tanınmamıştı. Türk kadınını, erkekle eşit şartlara taşıyan da ATATÜRK’TÜR.

Atatürk öncesi dönemde erkeğinin arkasında yürüyen kadın, çıkarılan yasalarla erkeklerle eşit haklara sahip olmuş, kafesini kırarak hak ettiği yere gelmiştir. Atatürk’ün kadınlar hakkındaki sözleri ise vecize olarak  nitelendirilmesi gereken söylemlerdir.

İşte, büyük ATATÜRK’ÜN kadınlara verdiği önemi vurgulayan söylemlerinden bazıları:

*Ey kahraman

Türk

kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.

*Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir. Bunun gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir.

*Kadının en büyük vazifesi analıktır! İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse, bu vazifenin ehemmiyeti lâyıkıyla anlaşılır.

*

Dünyada her şey kadının eseridir.

*Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.

*

Kadınlar içtimai hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.

*Tarlalarda erkeklerle birlikte çalışan, kasabalarda pazar yerine giden, yumurta ve tavuğunu satan, ondan sonra kendisine gerekenleri bizzat satın alan, çalışmalarının hepsinde kocalarına yardımcı olan kadınlar!..

Ben bu kadınlar arasında kocalarından daha iyi işten anlayanlara ve hesap yapanlara rastladım.

*Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur.

*Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan

kadın

ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir.

*Zaman ilerledikçe, ilim geliştikçe, medeniyet dev adımlarıyla yürüdükçe; hayatın, asrın bugünkü gereklerine göre evlat yetiştirme’nin güçlüklerini biliyoruz.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye, eski devirlerdeki gibi basit değildir. Gerekli özellikleri taşıyan evlat yetiştirmek, pek çok özelliği şahıslarında taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız, hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgin olmaya mecburdurlar!

*Bir toplum, bir millet

erkek

ve

kadın

denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!

*

Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de

“iyi

anne

” olmalarıdır.

*Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla,

bilgi

ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.

*

Dünyada hiç bir milletin kadını “Ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim,” diyemez!

*

Bizim toplumumuz için ilim ve fen lazım ise, bunları aynı derecede hem

erkek

hem de kadınlarımızın iktisap etmesi lazımdır.

***

Evet, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN KADINLARA VERDİĞİ VE YASALARLA PEKİŞTİRDİĞİ DEĞERİ kendi sözleriyle perçinledik. Şimdi annelerimiz, bacılarımız, teyzelerimiz, halalarımız, büyük annelerimiz, kızlarımız ve eşlerimiz hükmünde olan tüm KADINLARA seslenerek diyoruz ki, yatıp kalkın Atatürk’e dua edin. Hiçbir emek sarf etmeden sizlere verilen haklarınıza sahip çıkın. Sakın ha sakın, art niyetlilere kaptırmayın…

Özellikle de

kadın milletvekillerimizin yatıp kalkıp Mustafa Kemal Atatürk’e dua etmeleri gerekir de, bizim

(KADIN

MİLLETVEKİLLERİMİZ)

dememizin sebebi başka. Çünkü Kadınlarımız 87 Yıl Önce 5 Aralık 1934 tarihinde seçme ve seçilme hakkını elde etmişlerdi. Hem de,  hiçbir talepleri, uğraşları ve çabaları olmadan. Doğrudan doğruya Mustafa Kemal Atatürk’ün teklifi ve onayı ile. Evet, bundan 87 yıl önce Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun meclis-i mebusanda kabul edilmişti. Hem de dünyanın medeni geçinen birçok Avrupa ülkelerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmamışken!

5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü olarak kutlanır ama bu tarihin Türkiye'deki kadınlar için daha farklı bir önemi vardır. 5 Aralık 1934 tarihinde Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden biri gerçekleşmiş kadınlarımız milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardı. Atatürk Türkiye’si 87 yıl önce kadınlara bu hakkı tanırken çok sayıda Avrupa ülkesinde kadınlara daha böyle bir hak tanınmamıştı,

Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugün kadın milletvekilleri varsa, bunu Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e borçlu olduklarını unutmasınlar,

yatıp-kalkıp ATATÜRK’E

dua etsinler.

Özellikle Türbanlı Milletvekillerine sesleniyorum. Şayet Atatürk’ün iradesiyle olmasaydı, bugün değil mecliste, belki çarşıda, pazarda bile olamayacaktınız. Belki de kafeslerin arkasında oturacak, ev işlerini evirip-çevirmek, çocuk doğurmakla yetinmek durumunda kalacaktınız.

(Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı

eksik etmeyeceksiniz)

deyimi kimlere aittir, bir düşünün bakalım!

Bugün bile kadını ikinci sınıf gibi tanımlayanlar kimlerdir.

(Kadın dediğin, evde oturur, çocuk doğurur) vecizesini(!)

yumurtlayanlar kimlerdir.

Hem kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmasının çok öncesinde de tanınmış haklar vardır. Türkiye'de kadınlar, 1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile yerel ve genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardır. 3 Nisan 1930’da Belediye Kanununda yapılan düzenlemeyle yerel siyasette yer alma ve yöneticileri belirleme hakkı elde eden cumhuriyet kadınları, en demokratik haklarını  ilk kez bu yılın sonuna doğru gerçekleşen seçimlerde kullandılar. Çok sayıda kadın belediye meclislerine girdi.

1933 yılında Muhtar seçme ve seçilme hakkını elde eden kadınlara 5 Aralık 1934’te çıkarılan yasayla Milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkını veren yasal düzenleme, 1934 yılında Anayasa ve Seçim Kanunu’nda değişiklik yapılması sonucu gerçekleşti. 5 Aralık 1934 tarihinde görüşülen öneri, 317 sandalyeli Meclis'te, 258 milletvekilinin katıldığı oturumda ve tamamının oyuyla kabul edildi. Böylece Türk kadını 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkına sahip oldu. Türk kadınlarına çok sayıda Avrupa ülkesinden daha önce bu demokratik hakkın verilmesini sağlayan bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür. Türkiye, Fransa, İtalya, Hırvatistan, Slovenya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, Yunanistan’dan 15, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştır. Yine Türkiye o günlerde, parlamentodaki kadın sayısı oranıyla dünyada ikinci sırada yer almaktaydı.

Kadınların ilk kez oy kullandığı ve aday olabildiği TBMM V. Dönem seçimleri 8 Şubat 1935’te yapıldı. 17 kadın milletvekili ilk kez TBMM’ye girdi. Ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı. Böylece kadın vekiller, 400 vekilin bulunduğu TBMM'de tüm milletvekillerinin  yüzde 4,5'ini oluşturdu. 2017 Siyasette Kadın Raporu'na göre Türkiye, Meclis’te yüzde kadın vekil oranıyla 186 ülke arasında 132. sırada yer alıyordu.

7 Haziran 2015 seçimlerinde Meclis'e 98 kadın milletvekili girdi ve kadınlar Meclis çatısında yüzde 17.8 oranında temsil edildi.

1 Kasım seçimlerinde Meclis'e girebilen kadın sayısı 81'e, oran yüzde 14.5'e geriledi.

24 Haziran seçimleriyle bu oran %17,48'e yükselmiş olsa da kadın ve erkeğin eşit temsili açısından yeterli bir oran yakalanamadı.

24 Haziran sonrası vekil sayısı 600'e çıkarken kadın vekil sayısı da 104 oldu.

Evet, Türk kadınına bundan tam 87 yıl önce milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleri sayesinde gerçekleşmiştir. Türk kadını bugün hayatın her dalında görev alıyorsa, bunu Mustafa Kemal Atatürk’e borçludur.

Özellikle TBMM’ndeki

TÜRBANLI

VEKİLLERİM,

sizin liderlerinize ve liderleriniz gibi düşünenlere kalsaydı, hala evinizde çamaşır yıkamak, yemek pişirmek, bulaşyık yıkamak, ütü yapmak ve çocuk doğurmakla görevli olacaktınız.

ANEKDOT

Adeta cendere içinde oldukları dönemlerde, kadınların dışarıya çıkmalarına müsaade edilmezdi. Kadın eşi, çocuğu veya nikâh düşmeyen başka erkekle bir yerden bir yere giderken, erkeği 5-10 metre geriden takip ederdi. Yani erkek önde, kadın arkasında tıpış-tıpış yürürdü.

O zamana göre, aydın olan bir erkek, kendi eşiyle birlikte yan yana yürümeyi itiyat edinince dedikodu olmuş, sözde bir dostu ikaz için söylemiş:

-Kadınlarla el-ele, kol-kola gezmek ne zaman adet oldu! Aleyhinde çok konuşuyorlar, (kılıbık) diyorlar. (Neredeyse karısının arkasından yürüyecek) diyerek arkandan konuşuyorlar. Ben seni bir dost olarak ikaz edeyim, de!

Beriki cevap vermiş:

-Elbette, eşimi yanımda, hatta önümde yürüteceğim. Böylece, sahipli olduğu anlaşılacak ki, kimse taciz etmeğe, laf atmağa kalkışmaz. Sen ve senin gibiler, eşlerinizi 5-10 metre arkanızdan yürütüyorsunuz diye, kendinizi erkek mi zannediyorsunuz! Siz önde, eşiniz 5-10 metre arkanızda yürürken, edepsizin biri parmak atar, söz atar, taciz ederse haberiniz bile olmaz! Eşiniz de fitne olur korkusuyla sesini bile çıkaramaz. Sizin yaptığınız mı iyi, benim yaptığım mı!

Yazarın Diğer Yazıları