Bugünkü yazımda, yağmurla ilgili anekdotlara yer vermek istedim. Hem gülelim, hem düşünelim diye. İşte anekdotlar. Bakalım beğenecek misiniz.
***
Bektaşi meşrep Siirtliye bir dost sormuş:
-Nasılsın, iyi misin, ne var ne yok!
Cevap vermiş:
-Nasıl olacağım. Ayakkabımın tabanı delik, su çekiyor, evin damı akıyor, Pencerenin camı kırık, odunlar yaş, sobayı yaksam duman tütüyor! Cepte ekmek alacak param yok! Daha ne olsun!
***
Geçmiş yıllarda, şiddetli bir yağmura tutulan Siirtli, yağmurdan fazla etkilenmemek için adımlarını hızlandırmışken, önünden geçtiği iş yerinin dostu olan sahibi koşmuş, eline bir şemsiye tutuşturmuş. Tabii, yağmurdan ıslanmamak için kendisine uzatılan şemsiyeyi teşekkür ederek alan yağmurzede, gideceği yere gitmiş ve bilahare şemsiyeyi götürerek yine teşekkürle sahibine iade etmiş.
Ancak, asıl
ŞEMSİYE MUHABBETİ
ondan sonra başlamış. Şemsiye sahibi, gördüğü her yerde ve müteaddit defalar:
-O gün sana şemsiyeyi yetiştirmeseydim, sucuk gibi ıslanacaktın, ha!
diyormuş. Şemsiye sahibinin bir, iki değil belki on, yirmi defa
ŞEMSİYEYİ
verdiğini anımsatması, artık, adamcağızın canına tak etmiş. Bir gün, bir parkta oturmuş, arkadaşlarıyla sohbet ederken,
ŞEMSİYEYİ
veren dostu gelmiş, yanlarına oturmuş. Sözü döndürmüş, dolaştırmış, yine şemsiyeye getirerek belki otuzuncu defa:
-O gün sana şemsiyeyi vermeseydim, sucuk gibi ıslanacaktın ha!
demiş.
Kafasının tası atan şahıs, elbiseleriyle parkın havuzuna atlamış ve sırılsıklam bir şekilde havuzdan çıktıktan sonra,
ŞEMSİYE SAHİBİNE
söylemiş:
-Allah aşkına, yeter artık bu ŞEMSİYE MUHABBETİ! O gün, ne kadar ıslansam bu kadar ıslanır mıydım!
Siz, siz olun da, yaptığınız büyük, küçük hiçbir iyiliği başa kakmayın. Aksi takdirde ŞEMSİYEYİ ALAN ŞAHIS GİBİ muhatabınızın canına tak eder, cevabınızı da alırsınız!
***
Şiddetli bir yağmur yağarken, Nasrettin Hoca Merhum evinin penceresinden gelip geçenleri, ıslanmasınlar diye koşuşanları seyrediyormuş. O sırada dostu olan biri de ıslanmamak için koşar adımlarla evine doğru gidiyormuş. Hoca, muziplik olsun diye pencereyi açarak seslenmiş:
-Neden böyle koşuyorsun? Yağmur, rahmettir. İnsan Allah’ın rahmetinden kaçar mı?
Hocanın muzipliğini ciddiye alan dostu biraz da utanarak, hızını kesmiş, yağmurun altında yavaş-yavaş yol almağa başlamış. Tabii, eve varıncaya kadar da sırılsıklam olmuş.
Bir gün aynı dostu, yağmurlu bir günde kendisi pencerenin önünde oturup gelip geçenleri seyrederken, bir de ne görsün, Hoca hızlı adamlarla değil, koşarak eve doğru gitmiyor mu. Hemen pencereyi açarak Hoca’ya seslenmiş:
-Hoca, Hoca! Allah’ın rahmetinden kaçmağa utanmıyor musun?
Nasrettin Hoca gülerek cevap vermiş:
-Ben, Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum. Bilakis, Allah’ın rahmetini çiğnememek için koşuyorum!
***
Nasrettin Hoca bir gün yakın köylerde oturan kızlarını ziyarete gitmiş. Hocanın hal hatır sorduğu kızlarından kocası çiftçi olanı:
-
Sorma Baba, tarlaya buğdayları ektik. Daha rahmet düşmedi. Yağmur yağmazsa, bu gidişle Anam ağlayacak!
demiş.
Nasrettin Hoca, diğer kızının evine gitmiş. Gittiği ikinci kızının kocası ise toprak testiler üretiyormuş. Hoca, ona da halini hatırını sormuş. Kızı:
-Baba, kocam yüzlerce testi yapıp kurusunlar diye güneşe koymuş. Allah korusun yağmur yağarsa, testilerin hepsi gidecek. Anam ağlayacak!
diyerek durumlarını anlatmış.
Şirinevler Escort
Ataköy Escort
Bakırköy Escort
-Hoca, kızların durumları nasıldı?
Hoca cevap vermiş:
-Sen ağlamaya başla. Çünkü yağmur yağsa da, yağmasa da ağlayacaksın!
***
Şiddetli kuraklığın hüküm sürdüğü bir yıl, köy halkı yağmur duasına çıkacakmış.
“Kimin duası daha makbul kimse bilemez”
denilerek, köydeki hoş meşrep Bektaşi’yi de beraberlerinde götürmek istemişler. Bektaşi:
-Elbiselerim çok kirli. Ben kirli elbiselerle Allah’ın huzuruna çıkıp dua edemem. Önce bana elbiselerimi yıkayacağım kadar su bulup getirin, çamaşırlarımı yıkayayım, serip kuruttuktan sonra giyer, sizinle beraber yağmur duasına çıkarım!
diyerek şart koşmuş. Bunun üzerine köydeki bütün evlerden bulunabildiği kadar birer, ikişer tas su toplanarak Bektaşi’ye götürülmüş, O da, çamaşırını yıkayarak kurusunlar diye asmış. Asmasına asmış da, çamaşırları asar asmaz gök gürlemeğe ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağmağa başlamış.
Bu durum karşısında şaşıran köylüler, Bektaşi’den işin hikmetini sormuşlar. Cevap vermiş:
-Onunla aramız yok. Elbiselerimi kurutmak için astım ya. Kurumasınlar da, çıplak kalayım diye, işte böyle yağmur yağdırdı!
***
Bir kuralık yılında köyün imamının önderliğinde yağmur duasına çıkılmış. Ancak, yağmur yağmayınca köylüler Hocaya çatarak:
-Ne duası tutmaz hocasın. Yağmur yağmadı!
demişler.
Hoca cevap vermiş:
-Ben, duaya çıkarken, şemsiyemi almıştım. Benden başka şemsiye alan yoktu. İnansaydınız, siz de şemsiyelerinizi alırdınız. Yağmurun yağmaması benim duamın yetersizliğinden değil, sizin inançsızlığınızdandır.
***
Bol ve bereketli yağışlar dileyerek yazımızı noktalıyoruz…