Millet var, milletin vekilleri var. Yani vekiller ve asiller! Sadece Siirt Milletvekillerinin değil, bütün illerimizin Milletvekillerinin ve iktidar parti başkanlarının telefonları sürekli aranır. Milletimiz telefonlarla veyahut bizatihi iktidarda bulunan siyasilerin yanlarına giderek, olmayan işlerinin yapılmasını isterler. Arzu edilenler bellidir. Vatandaşlar geçinebilmek için iş aramak zorunda bunu da siyasilerden isterler. Vatandaşlarımız iş istemekte haklıdırlar aksi halde nasıl geçinecek, nasıl evlenecek, evli iseler evlerine nasıl aş, ekmek götürecekler.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan yoğun işlerinden olsa gerektir ki vatandaşın geçim sıkıntısını bilmiyor. “Ben herkese iş bulmak zorunda mıyım’’ şeklinde konuşan Sayın Cumhurbaşkanı iktidardaki siyasetçilerden iş bulma yolunda var olan ümidi adeta sıfıra indiriyor, iş bularak geçinebilmek isteyen vatandaşlar yine çaresiz kalıyor.
Vatandaşlarımızın iş bulmak için, geçinebilmek için iktidar partilerine mensup siyasetçileri aramaları kendilerinden yardım talep etmeleri gereğine artık bir son vermek gerekiyor. Vatandaşın geçim sıkıntısını bilen iktidar partisi siyasetçileri vatandaşların çektiği işsizlik ve geçim sıkıntısını kendiliklerinden, vatandaşlarımızın hiçbir talebine gerek duymadan çözüme kavuşturarak vatandaşın müreffeh birer hayat yaşamalarını sağlasınlar.
Vatandaşlarımızın işsizlikten ve geçim sıkıntısından kurtulmaları için üretim imkânlarını değerlendirmek, üretmek ve üretileni paraya dönüştürerek vatandaşlara iş vermek, iş sahibi olmalarını sağlamak, iş sahibi olanlara da yeterli kazancı vererek üreticinin de zengin olmasını sağlamak yeterlidir.
Herkese iş bulmak zorunda olmadığını dile getiren hele-hele (Her üniversite mezununa iş vereceğiz diye bir şey yok) diyen Sayın Cumhurbaşkanının bu sözleri yoğun bir mesaide söylediğini varsayarak kendi kanaatimi vurgulayayım:
İklimiyle, yüzölçümüyle, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle lebalep dolu bu ülkenin Vatandaşlarını müreffeh bir hayata kavuşturmak hiç de zor değildir. Betona gömdüğünüz bunca paraları, iş sahaları kurmağa gömseydiniz, Cumhuriyetin eseri olan fabrikaları, tesisleri özelleştireceğinize, geliştirseydiniz, saraylar yaptıracağınıza fabrikalar kursaydınız, bu ülkenin vatandaşları ne işsiz, ne aşsız, ne maaşsız kalmazlardı!
ANEKDOT
Bir resmi kurum için yerel olarak yapılan hizmetli alımı sınavlarına katılan Siirtli, yazılıda 90 puan alarak birinci olmuş, ancak, iş sözlüye gelince, kurum amirinin kendi adamını kayırması sonucu işe alınmamış.
Bu duruma üzülen Siirtli, ufak bir sermayeyle, iş hayatına atılmış.
“Yüce Allah da yürü ya kulum!”
deyince, kısa bir zaman zarfında holdingleşmiş. Yüzlerce kişiye iş verir hale gelmiş.
Bu sıralarda, sözlüde eleyerek onu işe almayan iş yerinin müdürü de emekli olmuş. Emekli maaşıyla geçinemeyeceği için, ek iş yapmak üzere sahibinin Siirtli olduğunu duyduğu holdinge giderek, iş talebinde bulunmuş. Kendisi, holding sahibinin, bir zamanlar hakkını yiyerek işe almadığı genç olduğunu bilmiyormuş amma, artık holding patronu olan Siirtli genç onu çok iyi tanıyormuş. Görüşme talebini kabul ederek güler yüzle karşılamış. Oturtarak hasbıhal etmiş. İş talebini de kabul ettiğini şu sözleriyle açıklamış:
-Seni işe alıyorum. Pozisyonuna uygun bir iş verilmesini söyleyeceğim. Çünkü sen, haberin olmadan bana çok büyük bir iyilik yapmışsın. Bunun karşılığını ödemem lâzım!
Siirtli emekli şaşırmış:
-Benim, size ne gibi bir iyiliğim olmuş olabilir ki?
diye soracak olmuş.
Holding sahibi Siirtli:
-Filan tarihte, sen, falan dairenin müdürüyken, müdürlüğünüzde bir odacılık (yardımcı hizmet) sınavı açılmıştı. Ben, yazılıdan 90 puan alarak birinci olmuştum amma, sözlüde bana düşük not vererek beni kazandırmadın. Kendi adamını aldın. İşte, bana yaptığın büyük hizmet budur. Eğer beni kazandırsaydın, büyük bir ihtimâlle, şimdi o dairede odacı olarak çalışıyor olacaktım. Bundan daha büyük iyilik mi olur!
İş için müracaat eden emeklinin, başına kaynar sular dökülür gibi olmuş amma, holding sahibi, ona gerçekten pozisyonuna uygun bir iş vererek, yüksek bir maaşa bağlamış…