2022 yılının son günlerindeyiz. İşin gerçeği 2022 ekonomik açıdan son 20 yılın en zor yılı oldu. Enflasyon tavan yaptı. TÜİK’E göre bile yüzde 85. Emekliler, işçiler, memurlar sözün tam anlamıyla ekonomik açıdan ezildikçe ezildiler. Anlaşılan o ki 2023 yılında da emeklilere, işçilere, memurlara yine bir şey yok! Yani, umutlar yine
NOEL BABA’DA!
2023 yılının da zamlar yılı olacağı belli. Elektrik, benzin, doğalgaz, tüp gaz, sigara, içki velhasıl aklımıza ne geliyorsa zam görecek. Bu tahminleri nereden yapıyoruz derseniz, (Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir) atasözünü anımsatırım.
Anlayacağınız, 2023 yılına girilirken zam görmeyecek hiç bir emtia kalmayacak. Yeterli oranda zam görmeyecek olanlar ise emekliler, işçiler ve memurlardır. 10 milyonu aşan işsiz vatandaşları hesaba katmıyoruz bile!
2022 yılında gereğinin çok altında zam gören ve zaten canları çıkan emekliler, işçiler, memurlar 2023 yılında da aynı dramatik artışlarla karşı karşıya kalacaklardır. Bunun için de adeta burunlarından soluyorlar. Yeni yürürlüğe girecek bunca zamlardan sonra, nasıl geçinecekler, bunun hesabını yapmak lâzım. Bu ülkede asgari ücretlinin net aylığını düşünün. Ancak çay ve simit parasına yeteceği ortada. Çay ve simidin en ucuz olduğu Şehir olarak Siirt’i bile düşünürseniz sonuç aynı. Hele bir asgari ücretlinin 3 çocuğu varsa, eşi ile birlikte 5 nüfuslu demektir. Bu satırlar yazıldığında asgari ücret daha açıklanmamıştı ama 5.500 TL’den maksimum 10 bin TL’ye yükseltilse ne yazar. 10 bin TL bile çay simit parasından öteye geçmez. Ev kirası, yakacak, elektrik, su parası, sağlık harcamaları, çocukların okul masrafları, elbise ve akla gelebilecek daha nice harcama kalemleri! Tabii ekmekle, simit parasını İstanbul’a göre hesaplarsanız, o zaman asgari ücretin tümü ekmek, simit parasına yetmez.
Evet, yaklaşan 2023 yılı, hiç de iyi ve iç açıcı bir tablo ortaya koymuyor. Bu ülke insanının içini karartan ve
“SONUMUZ NEOLACAK!”
dedirten karanlık bir tablo var, ortada!
Yine de dua edelim ki, 2023 yılı, aynı zamanda seçim yılı. Seçim yılı olmazsa, vay halimize, binlerce vay dememiz gerekecekti. Bu tablo karşısında
(HAYDİ KOLAY GELSİN!)
demekten başka elimizden ne gelir!