Ortadoğu’da kazan kaynıyor. ABD, AB ve NATO sözde bölgeye demokrasiyi getirecekler! Aslında bunlar
ŞERRİN
MÜTTEFİKLERİDİRLER
! Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Yemen’de, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de meydana gelen olayların altında yatan gerçek budur. ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’nin açıkladığı hedef adım-adım uygulanıyor. “Bu bölgede 22 ülkeyi bölüp parçalamak ve rejimlerini değiştirmek!” Bunu sözde demokrasi adına yapıyorlar!
Hatırlayacaksınız, ABD ve şer ortakları Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin sarayını da bombalamışlardı. Saldırıda küçük oğlu 29 yaşlarındaki Seyful Arab Kaddafi ve 3 torunu katledilmişti.
EL KAİDE’NİN lideri USAME BİN LADEN DE ŞEHİT EDİLMİŞTİ! Bilahare Kaddafi de ŞEHİT EDİLDİ.
Yaralı olarak sığındığı su kanalının içinde yakalanan devrik lider, eşi görülmemiş şekilde linç edilerek öldürülmüştü. Kaddafi’nin kan ve vahşet dolu linç edilişinin fotoğrafları hala zihinlerdedir.
Usame Bin Laden, ABD’nin İslâm âlemine karşı uyguladığı mezalime karşı EL KAİDE adı altında örgüt kuran efsane bir kahramandı. Pantago’nun kalbine girerek, ikiz kuleleri yıkmış ve ABD’nin kalbine korku salmıştı. Bunun için ABD’nin hedefi olmuştu!
İşin gerçeğini bilmeyenler ABD, AB ve NATO’nun gerçekten İslâm ülkelerine demokrasiyi getirmek için bu çabalar içinde olduklarını zannedebilirler. Ama madalyonun asıl yüzü bu değildir. Şer güçlerin asıl amaçları Müslüman ülkelerin ellerindeki zengin petrol ve diğer maden yataklarını paylaşmaktır. (MİNAREYİ ÇALAN, KILIFINI UYDURUR) misali ABD ve şer ortakları da (DEMOKRASİ) kılıfı altında Müslüman ülkeleri işgal etmek için bahaneler uyduruyorlar. Maalesef, bu ülkelerde yaşayan sözde Müslümanlar da, bu şer güçlerin dümen suyuna gitmekte ve ülkelerini istilâ etmeleri için adeta davetiye çıkarmaktadırlar.
Maalesef, Türkiye’nin bölünmesini isteyenler de bu dost maskeli düşmanlarımızdır. ABD, İsrail ve AB’ın hedefinde Türkiye’nin bölünmesi vardır.
Türkiye
'nin Avrupa Birliği üyelik süreci
, 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık antlaşması imzalamasıyla başlamış ve 1987 yılında tam üyeliğe başvurmasıyla ivme kazanmıştır. 1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başlamış, ancak, yıllar sonra müracaat eden ülkeler tam üyeliğe kabul edilirlerken, hâlâ kabul edilmemiştir.
60 yıldan beri bu birliğe girmek için çabalayıp durmakta isek de, bir türlü kapılar açılmamaktadır. Ama AB ülkeleri, kendi yararlarına olan konularda Türkiye’yi yönlendirmekten geri kalmıyorlar.
ABD’nin
ise müttefikimiz ve dostumuz olduğunu hep söyleyip durmuşuzdur.
NATO’ya
girişimiz ta 1952 yıllarına dayanır. O zaman, müracaat eder etmez, hemen aldılar.
“Neden bizi hemen NATO’YA aldılar!”
sorusunun cevabı gayet basittir. Çünkü o yıllarda ABD ve Avrupa ülkeleri Sovyetler Birliği ile savaş halindeydiler. Yanlarında savaşacak müttefiklere ihtiyaçları vardı. Türkiye NATO’YA alınır alınmaz Kore Savaşlarına dahil edilmiş, böylece Sovyetler Birliğinin çembere alınması hedeflenmişti.
NATO üyesi olmak yanında ABD’nin sözde dostuyuz ve AB’ın da üyesi olmak için yıllardan beri kapısında sürünmekteyiz. Peki, bizim bu kadar önem verdiğimiz ve dış siyasetimizi, bakış açılarına göre kurguladığımız NATO, ABD ve AB Türkiye’nin hassasiyetleriyle ne kadar ilgili. Misal olarak, Allah korusun diğer Ortadoğu ülkeleri gibi isyanlar çıkarsa, bu sözde dostlarımız ve müttefiklerimiz Türkiye’ye yardımcı mı, yoksa bölünüp parçalanmasına taraf mı olacaklar.
Büyük Ortadoğu Projesi(!) içinde bölünmüş bir Türkiye’nin bulunduğuna hiç şüpheniz olmasın. Bunun için, (Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlarından birisiyiz) diyenleri duyup gördükçe, ağlanacak halimizle nasıl gururlandığımızı hissetmenin talihsizliğini yaşıyoruz!
Türkiye’nin bölünmesinin ABD, AB ve İsrail’in hedefleri arasında olduğunu asla aklımızdan çıkarmayalım! Türkiye’nin tek dostları, bu ülkede yaşayan 85 milyon vatandaşımızdır. Birliğimizi ve kardeşliğimizi bozmayalım! Dost maskeli düşmanların oyunlarına gelmeyelim.