Her toplumun bir mağdur kesimi vardır ve onlar için
(TOPLUMUN
ZENCİLERİ)
deyimi kullanılır. Kendi kendime sordum ve dedim ki:
-Peki, Siirt’in zencileri kim?
Sonra, kendi sorumun cevabını buldum ve kendi kendime cevap verdim:
-Bugün için Siirt’in zencileri, SİİRT’İN ARAP kesimidir!
Neden böyle bir hükme vardığıma açıklık getireyim. Arap kökenli Siirtliler, 30-40 yıl öncesine kadar bu şehrin kadim sahipleriydi. Ama artık durum değişti. Bugün, adı
(SİİRT)
olan ve bir zamanlar nüfusunun yüzde yüzü Araplardan oluşan bu şehirde yaşayan Arapların nüfus oranları yüzde 25 düzeylerine düşmüştür.
Bölgemizdeki siyasi ortam, Arap kökenlileri büyük ölçüde etkilemiştir. Ne Kürtler, ne Türkler, Arap kökenli Siirtlileri kendilerinden saymıyorlar. Her iki taraf da, Arap kökenli Siirtlilere yabancı gözle bakmaktadırlar. Her iki kesimin gözlerinde de Siirtli Araplar kendi düşünceleri açısından zararlı birer unsur!
Siirtli Araplar, açık bir şekilde göçe zorlanıyorlar. Büyük şehirlere göç etsinler, asimile olsunlar, yok olsunlar isteniyor. Yani, Şehri Siirt’in kadim sahipleri, sözün tam anlamıyla, kendi şehirlerinde
ZENCİLEŞTİRİLMİŞ
durumdalar.
ANEKDOT
Kişilerin, toplumların kendilerini bulundukları ortamların
(ZENCİLERİ)
olarak tanımlamaları ve bu yoldan mağduriyet edebiyatı yapmaları artık moda oldu. Sözde mağduriyetlerini dile getirmek isteyenler, kendilerini toplumun zencileri olarak tanımlıyor ve mağduriyetlerine vurgu yapmak istiyorlar.
Meşhur bir Nasrettin Hoca fıkrasıdır. Ziyafetin birinde ev sahibi zat, hoşaf kasesini önüne koymuş, maşrapayı doldurup kafasına dikerek her midesine indirdiğinde de:
-Oh, öldüm!!!
diyormuş.
Nasrettin Hoca bu, dayanamamış. Hoşafın kasesini adamın önünden çekmiş. Maşrapayı eline almış ve hoşafı içmeye başlayarak söylenmiş:
-Hele bırak, biraz da biz ölelim!