(Suç ve ceza) diye bir kavram vardır. Hiçbir suç, cezasız kalmaz. Mutlaka, ama mutlaka cezasını bulur. Bunun yanında iyiliklerin de mutlaka bir karşılığı vardır.
“İyilik yap, denize at, balık bilmezse ĞALİK (YARATAN) bilir”
buyurulmuştur.
(CEZA)
kelimesini çoğu kere yanlış algılarız. İşlenen suçların karşılığı zannederiz. Oysa,
(CEZA)
karşılık demektir. İyiliğin de, kötülüğün de cezası vardır. Ne var ki, kimi cezalarla yaşarken karşılaşırız, dünyada verilmeyen cezalar ise inancımıza göre AHİRETTE sahibini bulur.
Bir zamanlar tekelde memur olarak çalışan biri, emekli olduktan uzun süre sonra dostlarına samimi olarak itiraf etmiş ve demiş ki:
-Çiftçilerden yaprak tütün alımı yaparken, bir balyayı on defa tarttığımız olurdu. Ambara ön kapıdan soktuğumuz tütün balyası, arka kapıdan tekrar kantara getirilir, tartılırdı. Alımlar bitikten sonra, bir şişe benzin bir kibrit çöpü, ambarı yakardık. Ambarı kim yakmış, gelsin de ispatlasınlar bakalım, derdik…
Ama hiç merak etmeyin, bunu nakleden, şöyle ilâve etti:
-Bana bunu anlatan tekel eksperi, hayatının son yıllarını yatalak olarak geçirdi.
Yani, kanundan sıyırmıştı ama İlahi Adaletten kendini sıyıramamıştı. İnsanlar er veya geç cezalarını bulurlar. Keşke, İlahi adaletin er-geç tecelli edeceğine inanabilseydik.
Diyeceğimiz şu ki, çalıp da mal mülk sahibi olanların yanlarına kâr kalacak zannedilmesin!