Fatih Arıtürk

STRES ATMAK İÇİN

Fatih Arıtürk

Ekonomik şartlar bizi öyle bir duruma getirdi ki, gerçekten de her anımız stres dolu. Adeta çatacak kimseler ararız. Tabii, stres atmak için çattıklarımız genelde en yakınlarımız olur. Çünkü, başkası tahammül etmez, karşılık verir. Arbede olur. İstedik ki, bu streslerden bir an için de olsa kurtulmak için, bugünkü yazımızı, güldürücü, ama biraz da düşündürücü anekdotlara hasredelim. İşte, stres atmak için sunacağımız anekdotlar:

***

İnönü Zaferlerinin muzaffer komutanı savaş yılları sonrası Mustafa Kemal ATATÜRK’TEN sonra Cumhurbaşkanı olmuş ve uzun yıllar CHP Genel Başkanı olarak siyaset yapmıştı. İsmet İnönü merhum, dini konuları istismar etmekten şiddetle kaçınırdı. Demokrat Parti ise dini konuları istismarda tavan yapmıştı.

Çevresi, İnönü’ye:

-Siz de konuşmalarınızda dini konulardan bahsetseniz, ALLAH-MUHAMMED deseniz!

diyerek sık-sık ikaz ediyorlarmış.

İsmet Paşa bir gün yine bir konuşma yapmış ama dini istismar konusunda en ufak bir söylemde bulunmamış.

Yanındakiler sitem etmişler:

-Paşam, yine dini konulara vurgu yapmadınız, ALLAH-MUHAMMED adını gündeme getirmediniz demişler

.

İnönü cevap vermiş:

-Konuşmamı tamamlarken, (HAYDİ ALLAH’A ISMARLADIK), dedim ya!

***

Palavracı olan ve övünmeyi seven Siirtli genç, Vatani görev için silâh altına alınmıştı. Gittiği acemi ocağında, kendisi gibi vatani görevlerine yeni başlamış olan arkadaşlarına hava atmak için sözü dönüp dolaştırıp kabadayılığa, kaba tabiriyle

BABALIĞA

getirmiş:

-Ben aslen Siirtliyim ama ailece İstanbul’da ikamet ediyoruz. Biliyorsunuz, İstanbul’un haracını Siirtliler alır. İstanbul’da, Siirtli babaların üzerinde baba yoktur. Amca çocuklarım, dayı çocuklarım hep kabadayı takımıdır. Ama tabii onları yönlendiren bir başkası var. Asıl babaların Babası odur! demiş.

Arkadaşları sormuşlar:

-Kimmiş bu onları yönlendiren, asıl babaların babası olan?

Siirtli genç mahcup bir tavırla:

-Söylesem ayıp kaçar! demiş.

Arkadaşlarından biri, biraz istihzayla sormuş:

-Sakın o babaların babası dediğin, sen olmayasın?

Alaya alındığını fark etmeyen Siirtli genç büyük bir sevinçle cevap vermiş:

-Yahu kardeş, en büyük babanın ben olduğumu, gözlerimden mi anladın yoksa!

***

Siirtli uyanık bir müteahhit varmış. Köprü yapımı, yol yapımı, okul, sağlık evi gibi  resmi inşaat işlerinin ihalelerinde kurtlaşmıştı. Bunun için de devamlı olarak çalıştırdığı bir ekibi vardı. Bu işçilerden birinin işine son vermek isteyince, bir taktik uygulardı. Onu önce işçilerin başına çavuş yapar, sonra da tekrar eski işine iade ederdi. Amele çavuşu iken, tekrar amele konumuna düşmeyi kendine yedirmeyen o işçi de görevinden ayrılırdı. Böylece, uyanık müteahhit, dolaylı yoldan işine son vermek istediği ameleden kurtulmuş olurdu.

Kendisi bu tutumunu (önce havaya uçurmak, sonra tekmeyi vurmak) taktiği olarak anlatırdı.

***

Palavra konusunda birbirlerine rakip olan iki Siirtli, bir grup arkadaşlarının yanında yarışma için söz vermişler. “Filan gün, falan saatte, filanca yerde bu arkadaş grubunun önünde yarışacağız. Bakalım, palavra atmakta kim daha usta göreceğiz” demişler.

Belirlenen gün ve saatte jüri mahiyetindeki grup toplanmış, palavracılardan biri gelmiş, diğeri bir türlü gelmeyince, dükkânına birini göndererek çağırtmak istemişler.

O gün, meğer gökten boşalırcasına yağmur yağmaktaymış. Ustasının nerede olduğunu ve neden yarışmaya gelmediği sorulduğunda, çırak cevap vermiş:

-Görmüyor musunuz, gök yarılmış. Ustam, bir çuvaldızla, ip aldı. Göğü dikmeye gitti. Göğü dikip, yağmurun kesilmesini sağladıktan sonra gelecek, merak etmeyin!

Gönderilen kişi geri dönüp, aldığı cevabı, bekleyen gruba iletince jürinin kararı belli olmuş.

-Çırağı bile bu kadar yalan söyleyen biri, elbette palavracılar şampiyonu olmayı hakketmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları