İl Emniyet Müdürlüğünün tefecilere karşı başlattığı mücadele büyük takdir toplamaktadır. Tefecilik, Siirt’in kangrenleşen bir yarasıdır. Bu yarayı kesip atmak ve kangrenleşen uzvu kesmek lâzım. Tefeciliği yapanların kimler olduklarını, öyle tahmin ediyoruz ki, yetkili makamlar da gayet iyi bilmektedirler.
Şehrimizde, çok sayıda muteber esnafların başlarına gelenleri hepimiz biliyoruz, duyuyoruz ve yaşıyoruz. Bir zamanların en muteber
KUYUMCU ESNAFLARININ, TEFECİLERİN ELLERİNDEN NASIL KAÇARAK SİİRT’İ TERKETTİKLERİ DAHA DÜN GİBİ AKILLARDA…
Ama kaçmak da artık kurtuluş olmuyor. Tefecilik, bu batağa düşürülenlere ölüm getiriyor. Hem de, ölümlerin en şerlisi olan
İNTİHAR YOLUYLA ÖLÜM.
İNTİHAR, ÖLÜMLERİN EN ŞERLİSİ DEDİK. Çünkü bir insanın kendi canına kıymasıyla, başkasının canına kıyması arasında bir fark yoktur. İNTİHAR ETMEK, CİNAYET İŞLEMEKLE EŞ DEĞERDİR. ALLAH KİMSEYİ, BU DURUMLARA DÜŞÜRMESİN. BİR İHTİMAL (Kİ İNŞAALLAH ÖYLEDİR) İNTİHAR EDENLERİN, O AN İÇİN AKILLARI BAŞLARINDAN GİTMİŞ OLABİLİR. BU DURUMDA, AKLI YERİNDE OLMAYANIN İŞLEDİĞİ GÜNAH, GÜNAH OLMAKTAN ÇIKAR.
Tefeciliği yapanlar, bu işi zorbalıklarına güvenerek sürdürmektedirler. 100-200 köpeği olan
TEFECİ,
borç verip de, borcunu ödeyemeyen olursa, borçlunun en yakınlarını tehditle işe başlar.
“asacağız, keseceğiz, döveceğiz”
diyerek gözdağı verir. Ve yaptırır da.
Geçmişte, duyduğum ve bildiğim yaşanmış bir olay var. Tefeciler yüzünden Şehri terkederek izini kaybettiren birinin, arkasında bıraktığı aile fertlerine musallat olan tefeciler, paralarına karşılık, borçlunun kızını sattılar.
Evet, işte içinde bulunduğumuz durum, budur! Tefecilerle uğraşmak ve başarıya ulaşmak zor olsa bile, bunların üzerlerine, üzerlerine gitmeli ve tefeciliği ortadan kaldırmalıyız.
Son zamanlarda, İlimiz emniyet teşkilatı tefecilere karşı adeta savaş açmış durumda. Tefecilerin terör örgütleriyle bağlantılarının olduğu da söyleniyor. Temenni ederiz ki, tefecilerle yapılan mücadele, başarıya ulaşır da vatandaşlar olarak rahat bir nefes alırız…
***
Şehrimizde, geçmişte tefecilik yüzünden meydana gelen bir olayda, borç verdikleri kişi iflâs ederek kayıplara karışınca, tahsilatı akrabalarından yapmak isteyen tefecilerle, kayıp şahsın akrabaları arasında arbede yaşanmış, kaçan müflisin akrabaları, uzun süre iş yerlerini kapatmak zorunda bırakılmışlardı.
Borç verdikleri şahsın iflâs ettiğini ve kaçtığını haber alan tefeciler, kaçan kişinin yakın ve zengin akrabalarından birine giderek, paralarının ödenmesini istemişler. Adam:
-Benim ne alâkam var!
diyecek olmuş.
Bunun üzerine tefeciler kaçmış olan borçluya ana avrat küfretmeğe başlamışlar. Adam:
-Yahu, ayıptır. Benim yanımda neden küfrediyorsunuz!
diyecek olmuş:
-Küfrediyoruz. Eğer ona arka çıkıyorsan, borcunu ver. Borcunu vermiyorsan, küfürlerimize de karışma!
***
Bir başka olay:
Tefeci, para verdiği borçlunun dikkatini çekmiş:
-Bak, borcunu gününde ödemezsen, her gün için yüzde on faiz eklenir:
Borçlu, ne yapıp-yapıp, borcunu ödemesi gereken gün parayı tedarik etmiş. Alacaklının gelip parasını almasını beklemiş amma, akşama kadar kimse gelmemiş. Borçlu, tefecinin alacağına yeni faizler eklemek için ve kasıtlı olarak gelmediğini anlamış. Bunun üzerine iki kişiyi de şahit olmaları açısından yanına alarak akşam saatlerinde alacaklısı olan tefecinin evine gitmiş. Kapıyı çalmış. Pencereden bakan Tefeci, borçlusunu görünce:
-Ne var gecenin bu saatinde!demiş.
Bunun üzerine borçlu cevap vermiş:
-Senedi getir, gel paranı al!
Tefeci sinirlenerek cevap vermiş:
-Günler çuvala mı girdi. Yarın sabaha kalsaydı olmaz mıydı!
Borçlu cevap vermiş:
-Olurdu amma, yüzde on fazla ödemek gerekecekti!!!
***
Tefecilerin tuzağına düşüp iflâs eden ve Şehirden kaçan bir borçlunun tahsilat yapacakları zengin akrabaları olmayınca, tefeciler 15-16 yaşlarındaki kızını kendisinden 20-30 yaş büyük biriyle evlendirerek, babasının borcuna mahsuben başlık parasını almışlar…
***
Tefeciler, paralarını ödeyemeyen borçlularını bir çayhanede kıstırmışlar. Köşeye çekip aralarına almışlar. Bir yandan yumrukluyorlar, beri yandan söyleniyorlar:
-Ya paraları getireceksin, ya da karını!!!
***
Birkaç anekdot anlattık ki, tefecilerin ne kadar acımasız oldukları anımsansın, kimseler, tefecilerin tuzaklarına düşmesin! Yetkililer de, tefecilerle uğraşmayı önemsesin!
Son söz olarak yazımızı bir bedduayla noktalayalım:
“Allah, bütün tefecilerin belasını versin!” Amin!
***
Tefecilerin, aldıkları faizi sözde helalleştirmek için uyguladıkları birçok taktikleri de vardır. Örnek olarak birini sunalım:
Tefeci, arabasını sözde satışa çıkarmıştır. Üzerine (SATILIK ARABA) yaftasını takar. Daha önce aracılar vasıtasıyla anlaştığı paraya ihtiyacı olan kişi gelir sözde pazarlık ederek arabayı 3, 6 ay veya 1 yıl vadeli olarak satın alır. 20 bin TL değerindeki arabaya 30 bin TL fiyat biçilmiştir. Senet imzalanır, paraya ihtiyacı olan Arabayı kendi işyerinin önüne götürür. O da (SATILIK ARABA) yaftasını koymuştur. Tefeci gelir, arabayı sözde pazarlık eder. 20 bin liralık arabaya peşin 15 bin TL öder ve 6 ay vadeyle sattığı kendi arabasını sözde tekrar satın almış olur! 30 bin TL ile 15 bin TL arasındaki fark da, tefecinin kârıdır(!)
Tefecilerle ilgili haberler dal-budak salarken, tefecilerin uyguladıkları taktiklerden birini, bizzat bir yaşayan anlattı. Kendisine uygulanan taktiği bize anlatan hemşerimiz, özellikle gazeteye yazmamızı ve konuyla ilgili hemşerilerimizi uyarmamızı istedi. Biz de, tefecilerin taktikleriyle ilgili bir yorum yaparak, hemşerilerimizi uyarmayı, bu toplumsal yaraya, böylece bir neşter vurmayı uygun gördük.
Tefecilerin uyguladıkları taktiklerden sadece birini, kendi başına gelenini anlatan hemşerimize sözü bırakıyoruz ve onun dilinden anlatıyoruz:
“Gerçekten, şu sıralarda maddi açıdan bazı sıkıntılarım, problemlerim var. Yani, parasal açıdan sıkıntılı bir dönem geçiriyorum. Nereden haber almışlarsa, birkaç tefeci başıma tebelleş oldular. Geçenlerde Güres Caddesindeki bir çayhanede yalnız başıma otururken, tanımadığım iki kişi gelip masama oturdular. Kimlerden öğrenmişlerse, adımı dahi biliyorlar. Bana, adımla hitap ederek:
-Hacı, duyduk ki maddi sıkıntı çekiyormuşsun. Bak kardeşim, biz ne güne duruyoruz. Öyle bir sıkıntın varsa, hiç üzülme, ne kadar para istersen, sana temin edebiliriz. Biz, herkese para vermeyiz ama biliyoruz ki, sen sözünün eri birisin, borcuna sadıksın. Hiç çekinme, ne kadar paraya ihtiyacın varsa, senetsiz, sepetsiz, kefilsiz sana verelim!
Tanımadığım bu davetsiz misafirlerin teklifleri karşısında, gerçekten şaşırdım. Bunlar, beni nereden tanıyorlardı, parasal açıdan sıkıntılı olduğumu kimden haber almışlardı. Bana, neden böyle bir iyilik(!) yapmak istiyorlardı, Tabii, bunların
TEFECİLER
olduklarını hemen anladım. Onlara, paraya ihtiyacım olmadığını, söyledim. Yine de teklifleri ve itimatları(!) için teşekkür ettim.
Evet, başıma gelen olay bu. Belki bir başkası olsa, bu teklife balıklama atlayacak ve alacağı para ile ödeyeceği paranın miktarının pazarlığını yapmağa başlayacaktı. Hemşerilerimi, bu konuda uyarıyorum. Sakın, böyle melek görünüşlü
TEFECİLERİN
TUZAKLARINA DÜŞMESİNLER!”
Verdiği bilgilerden dolayı hemşerimize teşekkür ederken, biz de, konuyla ilgili hemşerilerimizi uyarmak görevimizi yerine getirelim. Sakın ola ki, tefecilerin bu ve benzeri taktiklerine kapılarak, kendi evinizi kendi elinizle yıkmayınız. Allah korusun, işin sonunda, intihar edecek durumlara düşüp kurşunu, kendi kafanıza sıkmayınız!
ANEKDOT
Mahalli lisanlarımızdan
KÜRTÇE
ile vurgulanan güzel bir deyim vardır.
“RAHMET SER KEFENDİZ!”
deriz. Bunun anlamı,
“KEFEN HIRSIZINA RAHMET”TİR.
Bu deyime sebep olduğu söylenen olayı anlatalım. Çünkü bütün atasözlerinin, deyimlerin mutlaka bir hikâyeleri vardır. İşte
“RAHMET SER KEFENDİZ!”
deyiminin sebebi olan hikâye:
Öyle anlatılır ki, geçmiş yıllarda, işi
KEFEN HIRSIZLIĞI
olan biri varmış. Adına
NEBBEŞ
de denilen bu
KEFEN HIRSIZI,
yeni ölenlerin mezarlarını açar, kefenlerini çalarmış. İşte, bu kefen hırsızı, ölüm döşeğindeyken, oğlunu çağırmış ve vasiyette bulunmuş.
Demiş ki:
-Oğlum, ben çok günah işledim. İş olarak sana KEFEN HIRSIZLIĞINI devrediyorum. Çünkü başka ne bir sermayem var, ne bir hünerim. Ancak, bana rahmet okunması için Baban olarak bir vasiyetim olacak. Kefenlerini çaldığın mevtaların kıçlarına bir de kazık çakacaksın ki, millet bu durumu görüp, bana rahmet okusun!
Adam ölmüş, oğlu da vasiyeti gereği, mezarlarını eştiği ve kefenlerini çaldığı mevtaların kıçlarına birer kazık çakmağa başlamış. Bu durumu gören ve eski
KEFEN SOYUCUNUN
yerini yenisinin aldığını fark eden Şehir halkı da, eski
NEBBAŞA
gerçekten de rahmet okumağa başlamışlar. Ve
“RAHMET SER KEFENDİZ”
demeğe başlamışlar. Çünkü eski
NEBBAŞ
hiç olmazsa, mevtalarının kıçlarına kazık çakmıyormuş. İşte,
“KEFEN
HIRSIZINA RAHMET”
okutulması şeklindeki deyimin vücut bulmasının hikmeti buymuş!
***
Biz de söylüyoruz ki işte TEFECİLERLE, BANKALAR ARASINDAKİ FARK BU!